Tartışma:Anasayfa

Selçuklular sitesinden
Admin (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 20:35, 3 Aralık 2017 tarihli sürüm (SELÇUKLULAR BİBLİYOGRAFYASI GİRİŞ HAKKINDA)
(fark) ← Önceki hâli | En güncel hâli (fark) | Sonraki hâli → (fark)
Şuraya atla: kullan, ara

SELÇUKLULAR BİBLİYOGRAFYASI GİRİŞ

Selçukluların Tarih sahnesine çıkışları resmî olarak 1040 Dandanakan Savaşıyla başlatılabilir. Gaznelilere karşı kazandıkları bu zafer ile başlayan Selçuklu Fütûhatı Türkmenlerin de desteği ile kısa zamanda bütün İran, Maveraünnehir, Harezm, Irak, Kafkaslar, Suriye ve Anadolu’yu da içine alarak Alpaslan’ın sağlığında Akdeniz’e kadar dayanmıştır. Bu durum çok fazla devam etmemiş; Alparslan ve Oğlu Melikşah’ın zamansız ölümleri sonucunda başlayan karışıklıklar; Taht kavgaları ile beraber; Abbasi Halifelerinin ve Atabeylerin faaliyetleri, Türkmenlerin (Oğuzların) küstürülmesi, gibi sebeplerle birleşerek devlet parçalanma ve yıkılış süreci içine girmiştir. Kuruluşunu ve müesseseleşmesini tam olarak tamamlayamadan başlayan bu sürecin sonunda, İran da hüküm süren Büyük Selçukluların Son Hükümdarı olan Sencer’in 1157 yılında ölmesi ile bu devlet de tarihe karışmıştır. XIII. Yüzyılın başında parçalanmaya başlayan Selçuklu Devletinin toprakları üzerinde çok kısa zaman içinde birçok siyasî teşekkül ortaya çıktı. Anadolu, Irak, İran, Suriye, Azerbaycan ve Harezm deki bu siyasi oluşumlarda Selçukluların devamı olarak görülebilir. Selçukluların arkasında bıraktığı çeşitli şubeleri uzun süre daha siyasî alanda faaliyet göstermeye devam etti. Selçuklu devleti doğal olarak daha sonra gelecek olan bu devletleri çeşitli alanlarda de etkiledi. Bunlardan en güzel örneğini Osmanlı Devleti oluşturmaktadır. Özellikle Teşkilatlanma alanındaki birçok müessese Selçukluların devamı gibidir. Tarihin eski zamanlarından itibaren devam ede gelen tarih yazıcılığı anlayışının XIX. ve XX. Yüzyıllarda değişmesi ile Modern Tarih yazıcılığı başlamıştır. Avrupalı Müsteşriklerin daha 1853 yılında ilgilenmeye başladıkları Selçuklu tarihinin Türkiye de modern anlamda yazılması ise ancak Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren başlamıştır. Türkiye de Selçuklu tarihçiği araştırmalarının başlangıçında M. F. Köprülü bulunmaktadır. Onu izleyen M.H. Yinanç’ta özellikle Anadolu Selçuklu Tarihinin Siyasî çerçevesinin çizilmesi açısından değerli çalışmalar yapmıştır. Daha sonra adı geçen bu iki değerli şahsiyetin gözetiminde yetişen birçok Selçuklu Tarihçisi, Selçuklu araştırmalarını gerçektende önemli bir aşamaya getirmişlerdir. Bu ekol içinde burada ismini verebileceğimiz başlıca kişiler; Osman Turan, M. Altay Köymen, İbrahim Kafesoğlu, Faruk Sümer, Erdoğan Merçil, Ali Sevim, Nejat Kaymaz, M. Kemal Özercin, Abdülkerim Özaydınlık, olarak sıralanabilir. XX. Yüzyılın İkinci yarısında hızlanan bu çalışmalar özellikle siyasî alanda Selçuklu tarihinin önemli meselelerini aydınlığa kavuşturmuştur. Şunu da belirtmek lazımdır ki bu çalışmalar bir dönemde kesintiye uğramış son zamanlarda özellikle Üniversitelerin gözetiminde yapılan akademik çalışmalar ile yeniden bir kıpırdanma başlamıştır. Ama yinede Selçuklu tarihinin incelenmeyi bekleyen sahaları bulunmaktadır. Oysaki Batılı Müsteşriklerin yukarıda belirttiğimiz gibi XIX yüzyılın ikinci yarısında başlayan çalışmaları artık bu dönemde belli bir aşamaya gelmiş bulunmaktaydı. Özellikle İngiltere ve Fransa da ilim adamları önderliğinde başlatılan çalışmalar daha sonra Alman ve Hollandalı ilim adamlarının da katılımı ile devam etmiştir. İşte Batılı ilim adamlarının doğuyu tetkik için kurdukları cemiyetler ve bu cemiyetlerin yayın organları bugün bile önemlerini kaybetmiş değildir. Bu yayınların daha XIX. Yüzyılın başından itibaren çıkmış olması gerçektende manidardır. Öyle ki; XX. Yüzyıla gelindiğinde Selçuklular ait temel kaynakların tamamına yakını bu ilim adamları tarafından neşredilerek tercümeleri de yapılmış durumdaydı. Doğal olarak Temel kaynakların batılı dillere tercüme edilmiş olması buradaki araştırmacıların da işini kolaylaştırmaktadır. Bu gün bile Selçukluları ilgilendiren bazı kaynak eserler halen neşredilmemiştir. Bu kaynaklar Avrupa’nın çeşitli kütüphanelerinde yazma halinde bulunmaktadır. Yapılan neşirlerde de (nedeyse tamamına yakını) Avrupalı müsteşriklerin imzasının olduğunu yukarıda belirtmiştik. Türkiye de halen bu temel kaynakların Türkçeye çevirileri yapılmış değildir. Tercümeleri yapılan Temel eserler genel olarak Anadolu ve çevresini ilgilendiren kaynaklardan ibarettir. Bunun yanında Türkçeye tercümesi yapılan bazı temel kaynaklar Tarih Kurumu kütüphanesinde beklemektedir. Temel kaynakların batılı dillere çevrilmiş olması bir ortaçağ araştırmacısının zaten bilmesi gereken Arapça ve Farsça’nın yanında diğer bazı batı orijinli dillerin öğrenilmesini de zorunlu kılmaktadır. Bu durum doğu dillerinin önemini azaltabilmektedir. Hatta yapılan çalışmalarda birçok kaynak eserin orijinali yerine bu batı dillerine yapılan çevirilerinin daha revaçta olduğunu görülür. Ama yinede bugün Türkçeye yapılan tercümelerin sayısının hızla artması umut verici olabilir. Bu arada İran ve Maveraünnehir coğrafyasındaki kaynakların biraz daha ihmal edildiği fark edilmektedir. Kafkasya’da bu kategori içinde ele alınabilir. Kaynak neşri hususunda Osmanlı Tarihi çalışmalarının çok daha ileri aşmada olduğu da bir gerçektir. Çok geniş bir coğrafyada hüküm süren Selçukluların kendi kaynaklarının çok sınırlı olduğu da bir gerçektir. Bu durum birçok Selçuknamenin daha yazıldığı dönemde kaybolmuş olması ile açıklanabilir (Melikname, Sencername, Selçukname). Bu tür eserlerin ne kadar faydalı olabileceği, Harzemşah Celaleddin Mengübertinin (Siret-üs Sultan Mengüberti) veya Baybars’ın hayatını anlatan (Siret el Melik el Zahir) eserler incelendikten sonra daha iyi anlaşılmaktadır. Her şeye rağmen, El Evamir, Rahat’üs Sudur gibi eserler, günümüze kadar ulaşmış ve bir yere kadar araştırmacıların işini kolaylaştırmıştır. Ama bu eserlerin tek başına yeterli olmadığı da muhakkaktır. Selçukluların temel kaynaklarının kayıp ve ya yetersiz olması doğal olarak Selçuklu tarihi araştırmacılarını Selçukluların çağdaşı olan diğer devletlerin kaynaklarını kullanmaya mecbur kılmaktadır. Irak (Bağdat) ve Suriye tarih ekolleri başta olmak üzere Mısır ve İran da yazılan eserler Selçuklu tarihi araştırmacılarının başlıca kaynaklarıdır. Bunlardan başka; Bizans, Süryani, Ermeni ve Gürcü kaynakları da Selçuklularla irtibatlı oldukları oranda başvurulacak temel kaynaklar olarak karşımıza çıkmaktadır. Haçlı seferleri ve batı dünyasıyla ticari konularında Latin kaynakları da araştırmacılara ışık tutar. Burada araştırmacıların özellikle Bizans kaynakları gibi Hıristiyan kaynaklarının kullanılması hususunda çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Türkiye de Cumhuriyet Döneminden sonra başlayan ve daha sonra hızlanan Selçuklu tarihi çalışmalarının genel olarak siyasî alanda kümeleştiğini belirtmiştik. Özellikle Anadolu Selçukluları ve Büyük Selçuklular üzerine yapılan çalışmalar göze çarpar. Oysaki Selçukluların geniş bir coğrafyada gerçektende çok farklı bir tarihe, kültür ve medeniyete sahip olması bu araştırmaların yeterli olmadığının bir göstergesi iken bu dönemde “Selçuklular ile alakalı her konunun araştırıldığı” yargısının öne çıkarılması da Selçuklu araştırmalarının bir müddet inkıtaya uğramasına neden olmuştur. Bu kesinti gerçektende uzun zaman devam etmiştir. Günümüzde yapılan çalışmalara baktığımız da halen hem siyasî hem de kültür-medeniyet alanda aydınlatılmayı bekleyen birçok konunun olduğu görülür. Çalışmamız süresince dikkatlerden kaçmayan bu hususun Selçuklu araştırmacılarının da devamlı olarak telaffuz ettiği bir mesele olduğu görülmektedir. Bunun daha önce yaşanan kesintinin yanında farklı nedenleri de bulunmaktadır. Bu nedenlerin başında Selçuklu araştırmalarının çok farklı kaynaklara dayanması ve araştırmacılara sunulan imkânların yeterli olmaması gibi nedenler vardır. Günümüzde devam eden çalışmalarda birçok şahsın adı Selçuklu tarihi ile beraber anılsa da bunun yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Bütün bunların yanında birçok Selçuklu araştırmacısının da yeni çalışmalardan habersiz olması iletişim konusunda sorunların olduğunu göstermektedir. Böyle bir çalışma bu sorunu bir yere kadar telafi edebilir. Bibliyografik Künyelerin tesbit edilmesi konusunda şu metot uygulanmıştır; 1- Kitap yazarının soyadı, adı; kitabın adı, yayınlayan kurum veya kuruluşun adı, basım yeri, basım yılı, 2- Makale yazarının soyadı, adı, Makalenin adı, süreli yayının adı, cilt sayısı, sayısı, yayınlandığı tarih, makalenin süreli yayının içerisinde bulunduğu sayfalar, Yayın yeri ve yılı belli olmayan eserlerde bulunmaktadır bu özel basım olmasından kaynaklanabilir. Ansiklopedi Maddelerinin yazımında madde ismi ve Ansiklopedinin adı ve cilt numarası birlikte verilmiştir.