Selçuklular Bibliyografyası Arama
Bibliyografya ve Özet Ekleme
SELÇUKLULAR KRONOLOJİSİ
KİTAP TANITIMI
MERAK EDİLENLER
Atabeylikler
Türkiye Selçukluları
Horasan Selçukluları
Irak Selçukluları
Kirman Selçukluları
Suriye Selçukluları
Anadolu Beylikleri
Selçuklu Kültür ve Medeniyeti
Seyahatnameler
Haritalar
Selçuklu Yapıları
Minyatürler
Keramikler Eşyalar
Selcuklu Camileri
Kervansaraylar
Medreseler
Linkler
Avgunlu Medresesi
Avgunlu Medresesi, Giyasiye ve Şifaiye Medreseleri ile birlikte Mimar Sinan Parkı'nın içinde yer almaktadır. Diğer Medreseler göre daha küçük planda olup, girişin hemen yanında yapının içine dahil edilmiş bir türbe bulunmaktadır.


Avgunu Medresesi , Kayseri şehir merkezinde bulunan Orta Mahalle’deki Çifte Medreseler diye bilinen "Giyasiye ve Şifaiye" medreselerinin batısında yer almaktadır. Medresenin kitabesi yoktur. Herhangi bir yazılı kayıt olmadığı için Avgunlu Medresesi'nin kesin inşa tarihi ve banisi bilinmemektedir. 13. yüzyılın ilk yarısında inşa edilmiş olduğu düşünülmektedir.

Avgunlu Medresesi, 15X22 metre genişliğinde dikdörtgen planlı bir yapıdır. Medresenin girişi batıya bakan kapısındandır. Giriş tonozundan küçük dikdörtgen bir avluya geçilmekte, avlu hemen sağında ve solunda birer eyvanla genişletilmektedir. Sağdaki eyvan, köşedeki türbenin mumyalık kısmına, soldaki eyvan ise köşeden dikey olarak açılan diğer bir eyvana geçit vermektedir. Soldaki eyvanla giriş eyvanı arasında bir oda bulunmaktadır. Aynı şekilde bu alanda çatıya çıkılan bir merdiven bulunmaktadır.


Karşıda ana eyvanın iki tarafında tonozlu birer dershane yer almıştır. Avlunun yanlarında kare payeler üzerine revaklı medrese hücreleri bulunmaktadır. Kuzey ve guney yönlerinde karşılıklı dörder oda bulunmaktadır. Avgunlu Medresesi restore edildikten sonra kitapçı olarak hizmet vermeye başlamıştır.
Çifte Medreseler: Giyasiye ve Şifaiye
Medrese ve hastane bir arada bulunduğu için halk arasında "Çifte Medrese" olarak bilinen yapılar grubu, Giyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırıldığı için tarihi kayıtlarda Giyasiye Medresesi ve Şifaiyesi olarak anılmaktadır. Kitabesinde de belirtildiği gibi, I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in kızkardeşi Gevher Nesibe Sultan adına inşa ettirdiği medrese ve hastane, Gevher Nesibe Sultan Medresesi ve Darüşşifası olarak da bilinir.
Çifte Medreseler: Giyasiye ve Şifaiye
Şifaiye ve Gıyasiye Medresesi

Kayseri il merkezinde Kocasinan ilçesi sınırlarında yer alır. Güzel bir çevre düzenlemesi ile Mimar Sinan parkında serbest fakat abidevi bir duruş sergilerler.

Medrese ve hastanenin bir arada bulunması sebebiyle halk arasında çifte medrese olarak adlandırılmışlardır. Tarihi kayıtlarda, Giyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırıldığı için Giyasiye Medresesi ve Şifaiyesi olarak anılan yapılar; günümüzde ise daha çok kitabede de geçtiği şekilde I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in kızkardeşi Gevher Nesibe Sultan için yaptırılmasından dolayı Gevher Nesibe Sultan Medresesi ve Darüşşifası olarak bilinmektedir.

Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından H.602/M.1205 yılında kızkardeşi Gevher Nesibe Sultan'ın vasiyeti üzerine yaptırılmıştır. Biri medrese, öbürü şifâhane (hastane) olmak üzere iki yapıdan oluşmaktadır. Yapılardan batı tarafında bulunan şifahane, doğu tarafında bulunan ise medresedir. Medrese ve Şifâhane, Dünya'nın ilk tatbiki tıp okuludur. Her iki bina da dikdörtgen planlı olup, medresenin sağ köşesindeki türbe, Gevher Nesibe Sultan'a aitir.

Tek kat üzerine yapılmış bu çifte bina, 60 m. uzunlukta ve 40 m. genişliktedir. Asıl medrese daha ufak, hastane kısmı ise geniş ve muntazamdır. Tümüyle taştan yapılmış iki yapının planı birbirine benzer. Avlular üç yandan revaklarla çevrili, dört eyvanlıdır. Hücreler revakların arkasında yer alır. Avluların ortasında dikdörtgen havuzlar bulunmaktadır.

Medrese ve Darüşşifa’nın girişi güney yönündedir. Yapı sarımtırak kesme taşlardan yapılmıştır. Duvarların iç dolgusunda kireç harçlı moloz taş kullanılmıştır. Medrese ve Darüşşifa birbirlerine koridorla bağlı iki ayrı yapı olup, dört eyvanlı kapalı avlu plan tipindedir. Her ikisinde de 7X12 metre ölçülerinde birer havuzlu avlu vardır. Bu avlunun çevresi sivri kemerli, tonoz örtülü revaklar ve arkalarındaki odalardan meydana gelmiştir. Odaların hepsi küçük olup, revaklara açılmaktadır.


Çifte Medreseler: Giyasiye ve Şifaiye

Gıyasiyye Medresesi kuzey-güney doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlı bir yapı olup, doğusunda dört, batısında da beş payeye oturan revaklar bulunmaktadır. Eyvan önüne rastlayan revaklar daha geniştir. Doğu tarafında eyvanla köşedeki kışlık dershane arasında Gevher Nesibe Sultan’ın türbesi bulunmaktadır.

Gıyassiye Medresesi’nin kuzey köşesinde bulunan dershane iki pencerelidir. Bunlardan büyük olanı kuzey duvarından dışarıya, küçük olanı da büyük eyvana açılmaktadır. Yazlık dershane önünde revak olmadan doğrudan doğruya avluya açılmaktadır. Bunun da biri kuzeye diğeri batıya açılan iki penceresi vardır. Bu eyvanın solunda doğu ve batı yönünde dikdörtgen planlı büyük bir oda yer almaktadır. Bu bölümün kışlık dershane olduğu sanılmaktadır. Bu dershanenin önünden başlayan yüksek tonoz örtülü bir koridor da şifahaneye uzanmaktadır. Burada yapılan kazılarda, bu koridorun altındaki yivli künklerden yapıya su getirildiği anlaşılmıştır.

Şifaiye ise Gıyasiyye Medresesi’ne benzeyen bir plan tipi göstermektedir. Yalnızca ortadaki avlu yer alan havuz kare planlıdır. Şifaiye’nin kuzey ve güney eyvanlarının aynı eksende olmasına rağmen hastaların güneş alabilmeleri için batıdaki eyvan biraz daha güneye kaydırılmıştır. Şifaiye’nin giriş eyvanı batı revakına açılmakta ve büyük eyvan dışındaki bölümlere birkaç basamakla çıkılmaktadır. Buradaki avlu dört taraftan on payenin taşıdığı sivri tonozlu revaklarla çevrilmiştir. Buradaki payelerden sekizi kare, büyük eyvanın önündeki ise L şeklindedir.

Kuzeye ve doğuya iki penceresi bulunan büyük eyvanın doğusunda iç içe iki oda bulunmaktadır. Bu odalardan karanlık olanının ilaçların hazırlandığı yer olduğu sanılmaktadır. Büyük eyvanın batısındaki oldukça gösterişli bir kapıdan girilen kuzey-güney yönündeki dikdörtgen mekan ve ona açılan kare şeklinde üç oda bulunmaktadır.

Avlunun güneybatı köşesinde sivri tonozlu koridor çevresindeki odalar hastalara aittir. Bu odalar orta koridorun sağ ve solunda dokuzardan on sekiz oda, sıralanmış hücreler halindedir.Koridorun karşısındaki odadan ise Şifaiye’nin hamamına geçilmektedir. Hamam kare planlı tuğladan yapılmış ve üzeri çapraz bir tonozla örtülmüştür.

Darüşşifa’nın taç kapısı geometrik bezemeli, sivri kemerli bir kuşakla çevrelenmiş mukarnaslı olup, üç taraftan örgü motifli bordür ve enli bir silme ile kuşatılmıştır. Kapının üst yüzeylerine geometrik desenli iki büyük kabartma rozet yerleştirilmiştir. Bunların ortasına da dikdörtgen bir taş üzerine tıbbın monogramı olan iki yılan figürü ve on iki dilimli bir çarkıfelek konulmuştur. Girişin iki yanında birer mihrabiye bulunmaktadır. Bunlardan sağdaki mihrabiye’nin üzerinde bir çerçeve içerisinde aslan kabartması bulunmaktadır. Bunun karşısında olması gereken kabartma ise yok olmuştur.

Kitabe

Girişin üzerine de 2.50X0.78 metre ölçüsünde dikdörtgen beyaz mermerden kitabe konulmuştur. Ancak bu kitabenin bazı yerleri kırılmış ve tam olarak da okunamamaktadır. Selçuklu nesihi ile yazılan bu Arapça kitabe iki satırlıdır. Restorasyon öncesinde Sahip Ata Medresesi’nde saklanan bu kitabe onarım sonrasında yerine konulmuştur. Bu kitabenin Türkçe anlamı ise şöyledir:

"Kılıçaslan oğlu, dinin ve dünyanın koruyucusu, büyük sultan Keyhüsrev zamanında, zamanı daim olsun, Kılıçaslan’ın kızı, din ve dünyanın ismeti Melike Gevher Nesibe’nin vasiyeti olarak H.602 (1205) yılında yaptırılmıştır".


Gıyasiye Medresesi’nin orijinal kapısı ise vaktiyle tamamen yıkılmış, Osmanlı döneminde bugünkü yuvarlak kemerli kapı yapılmıştır.

Onarımlar

Yapı topluluğu çeşitli dönemlerde onarımlar geçirmiştir. Bilindiği kadarıyla Osmanlı dönemindeki onarımlardan ilkini vakfın mütevellisi İsmail Efendi, mimar Ömer Beşe’ye yaptırmış, bu arada bir de hamam ilave edilmiştir.

Maarif Vekaleti Müzeler ve Antikiteler Müdürlüğü (Milli Eğitim Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü) 1942 yılında Şifaiyye’nin taç kapısını onarmış, bunun ardından Vakıflar Genel Müdürlüğü 1955-1956 yılında yapıyı bir kez daha onarımdan geçirmiştir. Son olarak Erciyes Üniversitesi 1980 yılında Çife Medrese yapılar bütününün tamamını restore ederek "Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi" haline getirmiş ve ziyarete açmıştır.
Eratnalılardan günümüze: Köşk Medrese
Köşk Medrese, Eratna Beyliği'nin kurucusu olan Aleaddin Eratna tarafından eş Suli Paşa Hatun adına inşa ettirilmiştir. Medresenin avlusunun ortasında bir kümbet (türbe) yer almaktadır. Bu kümbette Suli Paşa Hatun ve Aleaddin Eratna'nın yanısıra oğulları Giyaseddin Mehmed ve onun oğlu Aleaddin Ali'nin mezarları bulunmaktadır.
Eratnalılardan günümüze: Köşk Medrese
Köşk Medrese, Kayseri şehir merkezindeki Gültepe Mahallesi'nin Köşk Dağı mevkiindedir. Köşk Medrese, Anadolu'da kırk altı yıl kadar hüküm süren, başkentleri Sivas ile Kayseri olan Eratna Beyliği’nin kurucusu Alaaddin Eretna tarafından, eşi Melike Suli Paşa (Sulu Paşa) Hatun adına 1339 (Hicri 740) yılında inşa ettirilmiştir.

Yapı günümüzde medrese olarak bilinmekle beraber, tarihi kaynaklarda ilk inşa amacının tekke olduğu yazmaktadır. Haili Edhem, "Kayseri Şehri" adlı eserinde medresenin Şer'i Mahkeme Sicilleri'nde göre Aleaddin Eratna tarafından Şeyh Ervhadeddin Kirmani sufilerine (tasavvuf ehline) ait tekke olmak üzere kurulmuş olduğunu yazmaktadır. Aynı şekilde Mehmet Çayırdağ’ın incelemelerinde, bu yapı ile ilgili olarak Şeyh Kasım’ın 1657 tarihinde elindeki vakfiyesini kanıt göstererek "Köşk Medresesi’nin tekke (hankah) olduğu için medrese olarak kullanılmasına itiraz ettiğini" ve müracaatının kabul gördüğünü yazmaktadır.

Köşk Medrese, günümüzde Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından ''Aşevi'' olarak kullanılmaktadır.

Köşk Medrese, 30X36 metre boyutlarında ve dikdörtgen planlıdır. Medresenin kuzeyde bulunan tonozla örtülü girişinin iki yanında, sivri tonoz kemerle örtülü ve ikişer katlı dört oda bulunmaktadır. Üst kattaki odalara merdivenle çıkılmaktadır.

Avlunun dört bir yanı revak ile çevrilidir. Her uzun cephede üç kemer ve revağın dört köşesinde 45 derece açılı eşit dörder kemer vardır. Kemerlerin yüksekliği 7 metre, genişlikleri ise 4 metredir. Üstleri tonozlarla örtülü, önleri açık 15 ayrı oda bulunmaktadır.
Suli Paşa Hatun, Aleaddin Eratna, oğulları Giyaseddin Mehmed ve onun oğlu Aleaddin Ali Kümbeti

Avlunun ortasında bulunan kümbet üzerinde kitabe bulunmamaktadır. Halil Edhem Bey, “Kayseri Şehri” adlı kitabında Kayseri mutasarrıfı tarafından türbenin ve lahitlerin kendi ikametgahında havuz yaptırmak için söküldüğünü ancak Ahmet Nazif Efendi’nin bu kitabeleri sökülmeden önce kopya ettiğini ve kendisinin de Ahmet Nazif Efendi’den bu kopyaları aldığını ifade etmektedir.

Türbe kitabelerinden ve tarihi kayıtlardan bu türbede yatanların Suli Paşa Hatun, Aleaddin Eratna, oğulları Giyaseddin Mehmed ve onun oğlu Aleaddin Ali olduğu bilinmektedir.

Revaklarda ve avlunun ortasında bulunan türbede taşçı işaretlerine rastlanmaktadır. (Taş ustalarının kendi yonttukları kesme taş bloklar üzerine kazıdıkları küçük işaret ya da simgelere "taşçı işareti" denilir. Erken Dönem Anadolu-Türk mimarisinde sık rastlanan ancak Osmanlı yapılarında pek görülmeyen taşçı işaretleri, o yapının taş işçiliğini yapan ustanın "imzası" niteliğindedir. Her taş ustasının kendisine ya da ailesine ait özgün bir işareti olduğu bilinmektedir.)


KAYNAKÇA: Tarihi Kayseri Cami ve Mescidleri, İlhan Özkeçeci; Kayseri Abideleri, Albert Gabriel; Geniş Kayseri Tarihi, Halit Erkiletlioğlu; Kayseri Ansiklopedisi, Abdullah Satoğlu
Gülük Medresesi ve Gülük Camii
Kendi adıyla anılan mahallede dar sokaklar arasından geçilerek ulaşılan Gülük(Kölük) Camii ve Medresesi, etrafındaki binalar zamanla yıkılldığı için büyük bir alanın ortasında tek başına kalmıştır. Cami, medrese ve hamamdan meydana gelen bir yapılar bütünü (külliye)olarak inşa edilmişse de, hamam ne yazık ki günümüze ulaşmamıştır. Gülük Camii ve Medresesi'nin restorasyonu ise halen devam etmektedir.

Danişmentliler döneminde yaptırılan cami ve medreseden oluşan Gülük Külliyesi, Kayseri’de kendi adını taşıyan mahallede yer alır. İnşa tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1211 yılında Sultan Mehmet Melik Gazi’nin yeğeni olan Yağıbasan Mahmut kızı Atsız Elti Hatun tarafından onartıldığı kitabesinde yazmaktadır. Eserin inşası 12. yüzyıl ortalarında gerçekleşmiş olmalıdır.

1334 tarihinde meydana gelen deprem sonucu hasar gören cami ve medrese bir kez daha onarım görmüştür. 1335 yılında Alemuddin oğlu Külek tarafından onartılmıştır ve cami bundan sonra onun adıyla anılmaya başlamıştır. Külek ismi günümüze Gülük olarak ulaşmıştır. (Asıl adı "Gülük" değil, "Kölük" olup, "cesur" anlamına gelen eski bir Türk adıdır.)

1335 yılında cami için düzenlenen vakfiyede birçok arazi camiye vakfedilmiştir. Ancak bu vakıfnamede cami ile beraber inşa edilen medreseden bahsedilmemiştir. Bunun muhtemel sebebi, deprem ile yıkılmış olan medresenin onartılmayarak bir bölümü ile cami harimi içine dahil edilmiş olabileceğidir. Bu durumda medrese 1335 yılından sonra bir daha kullanılmamıştır. Ancak 1970’li yıllarda yapılan restorasyon çalışmalarında cami içinde sondaj çalışmaları ve araştırmalar yapılarak toprak altında kalan bölümler ortaya çıkartılmıştır. Bu şekilde medresenin varlığı anlaşılabilmiştir.

Medrese bölümü, cami ve medreseyi meydana getiren yekpare binanın batı tarafında iki katlı olarak inşa edilmiştir. Kuzey cephede yer alan orijinal kapıdan medreseye girilmektedir. Kapıdan ise üstü çapraz tonoz ile örtülü dikdörtgen bir hole girilmektedir. Bu holün doğusunda üstü çapraz tonoz ile bir oda yer almaktadır. Holün batısında, kuzey duvarına bitişik üst kata çıkış merdiveni yer almaktadır.

Bu holün güneyinde, medrese avlusuna açılan çift merkezli bir kemer yer almaktadır. Medrese avlusu; güneyinde eyvan, doğu, batı ve kuzey yönlerinde ise ayak ve kemerlerle sınırlandırılmıştır. Avlunun üstü çift merkezli beşik tonoz ile örtülmüş olup, tonozun ortasında dikdörtgen bir ışıklık bulunmaktadır.

Avlunun güneyinde yer alan eyvanın güney duvarında bulunan iki pencereden üstte yer alan şevli pencere sonradan eklenmiş olup, üstü kemerli ve sağır niş şeklindeki tepe pencereli alt pencere ise orijinaldir.

Avlunun kuzey ve batı yönlerinde yer alan kemerler iki katlı olarak inşa edilmişlerdir. Bunlardan batı yönde bulunan alt kemerlerden ana eyvana bitişik olan ilk kemer küçük bir eyvan şeklinde, diğer ikisi ise kemer olarak yapılmıştır. Bu kemerlerin arkasında dar uzun bir koridor vardır. Revak şeklindeki bu koridora kapıları açılan altı oda vardır. Bu odalardan güney kısmında yer alan iki tanesi küçük eyvana, diğer dört oda ise koridora açılmaktadır. Küçük eyvana açılan ve güneybatı köşede yer alan oda diğer bütün odalardan büyük olup iki katı içine alacak şekilde yüksek yapılmıştı.

Medrese kapısının girişe göre sağ tarafında kalan merdivenlerden üst kata çıkılmaktadır. Merdiven çıkışının doğusunda bir hol ile güneyinde, kuzey-güney doğrultusunda uzanan 1,52 metre genişliğinde, 12,60 metre uzunluğunda uzun bir koridor yer almaktadır.

Koridorun batı yönünde beş hücre yer almaktadır. Bunlardan merdiven çıkışındaki ilk hücrenin cephesi sonradan değiştirilmiş olup derinliği 3,15 metre, genişliği ise 3,26 metredir. Diğer dört hücre ise ufak farklılıklarla birbirinin aynıdır. Bunların derinlikleri 3,40 ile 3,62 metre, genişlikleri ise 2,10 ile 2,18 metre arasında değişmektedir. Bu hücrelerdeki kapı arkasına rastlayan ocakların sonradan yapılmıştır. Her hücrenin sokağa açılan bir penceresi vardır.
Hacı Kılıç Medresesi


Dantel gibi işlenen taçkapısıyla adeta taşın hayat bulduğu muhteşem bir Selçuklu eseri olan Hacı Kılıç Medresesi, kitabesinde de belirtildiği gibi hemen bitişiğindeki cami ile birlikte hicri 647 (M. 1249) tarihinde Ebu'l-Kasım bin Ali Tusi tarafından yaptırılmıştır.

Kayseri şehir merkezindeki İstasyon Caddesi üzerinde bulunan Hacı Kılıç Medresesi, cami ile birlikte yekpare bir görüntü sergiler. Kuzey tarafta medrese, güneyde ise cami bulunmaktadır. Medrese ve cami girişi için iki ayrı kapı vardır.

Selçuklu döneminin çalkantılı bir döneminde yapılmasına rağmen, Hacı Kılıç Medresesi ve Camii oldukça büyük ve nadide bir eserdir. Kayseri'nin sahip olduğu dini yapılar arasında önemli bir yeri bulunan Hacı Kılıç Medresesi, cami ile beraber Selçuklu devletinin son dönemlerinde 647 (M. 1249) tarihinde Ebu'l-Kasım bin Ali Tusi tarafından yaptırılmıştır.

Hacı Kılıç Camii, yanındaki medrese ile bir bütün oluşturmaktadır. Her iki yapı da kesme taştan yapılmıştır. Cami ve medreseyi oluşturan yapı, kıble istikametinde 52X37 metre ölçülerinde, kalın taş duvarlarla çevrilmiş dikdörtgen bir plana sahiptir.

Medresenin kuzey batı köşesinde "kare", caminin güney doğu köşesinde "silindirik" biçimde yapılmış köşe kuleleri vardır. Caminin ve medresenin köşelerinde destek kuleleri bulunmaktadır. Medrese ve cami arasındaki alana sonradan yapılan yuvarlak gövdeli tek şerefeli taş minare dikdörtgen bir kaide üzerinde oturtulmuştur.

Hacı Kılıç Camii'nin kuzeyindeki medreseye sivri kemerli büyük bir aralıktan geçilmektedir. İki yanda da küçük sivri kemerler vardır. Medrese taçkapısı girişinde yer alan küçük eyvanın tam karşısında büyük bir eyvan bulunur. Bunun da yanında beşik tonozlu büyük bir dersane vardır. Avluyu çevreleyen revaklar zeminden biraz yüksekte olup, 1 X1 metre ebatlı yedi ayağa basan sivri kemerler ve tonozlardan oluşur. Buradan da, kenardaki hücrelere geçilmektedir. Açık olan avlunun üzeri yakın zamanlarda çelik konstrüksiyon ve buzlu camla kapatılmıştır.

Dışta duvarlar muntazam dizili taşlardan yapılmışlardır. Uzunluğu 50 metre olan güney cephede iki büyük giriş kapısı açılmıştır. Birinci kapıdan camiye, ikinci kapıdan ise medreseye girilmektedir. Her ikisi de geometrik bezemelerle süslenmiştir. Ancak her iki kapı da gerek biçim gerekse süslemeleri ile birbirinden farklılık göstermektedirler.

Medresenin taçkapısının üzerinde bir mermer kitabe bulunmaktadır. Üst kısımları tahrip olan medresenin taçkapısı, külliyenin yakın zamanlarda yapılan restorasyonunda oldukça iyi bir tamir görmüştür. Cami ve medresenin kapıların ana semaları birbirine benzer; desenlerde ise bir kısım farklılıklar görülür.

Dikdörtgen formundaki ana planda dış pervaz; geniş bir bordürden meydana gelirken dışında daha dar, içinde de ince su ile geometrik geçmeli kompozisyonlarla süslüdür. Daha içte kabartma motifli sivri kemer yer alır; içte rumi, dışta geometrik motifli iki bordürden oluşur.

Girişteki mukarnaslı nişin altında cel-i sülüsle yazılmış bir kuşakta Tövbe Suresi'nin 18. Ayeti olan "Allah'ın mescidierini ancak Allah'a ve ahiret gününe imân eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır" ayet-i kerimesi yazılıdır.

Bu yazı medrese kapısında taş üzerine işlenmiştir. Giriş kapısı basık kemerlidir. Sağ ve solda mukarnaslı nişli mihrabiyeler yer alır. Taçkapı dış pervazında yukarıya kadar uzanan sütunlar ve içteki giriş kapısının iki yanındaki küçük sütunlar da geometrik karakterde değişik desenlerle süslenmiştir. Medrese taçkapısının dış pervazında cami taçkapısından farklı olarak mukarnaslı bordur dolaşmaktadır. Bu kapının üst kısmındaki kitabede cel-i sülüsle Arapça olarak iki satır halinde yazılan metnin tercümesi şöyledir:

"Bu mübarek medresenin yapılmasını Keyhüsrev'in oglu yüce sultan, din ve dünyanın şerefi, fetihler sahibi, Keykavus devrinde 647 (1243) senesinde zayıf kul Tus'lu Ali oğlu Ebu'l-Kasım eliyle emretti."
Hatuniye Medresesi Dulkadiroğulları`ndan yadigar

Hatuniye Medresesi, kısa bir dönemde olsa Kayseri ve yöresine hakim olan Dulkadiroğulları Beyliği'nin eserlerinden biridir. Halk arasında aynı zamanda "Şamiler Medresesi" olarak da anılmaktadır.
Dulkadiroğulları`ndan yadigar: Hatuniye Medresesi
Hatuniye Medresesi, şehir merkezindeki Cami-i Kebir mahallesindedir. 835 H./ 1432 M. yılında, Dulkadiroğullarından Nasıreddin Mehmed tarafından yaptırılmıştır. Diğer adı Şamiler Medresesi’dir.

İki eyvanlı Hatuniye Medresesi Anadolu'da Selçuklu medrese mimarisine uygun, simetrik planlı ve önündeki çeşmesiyle klasik hatlarını korumaktadır. Karamanlı medreseleriyle paralel bir gelişme gösterir. Medrese, Dulkadirlilerden Melik Nasırüddin Mehmed Bey tarafından 1431 – 1432 yıllarında yaptırılmıştır.

Kapısının üzerindeki mermer kitabesinde şu ifadeler yer almaktadır:

"Bu medreseyi büyük emir, hayır ve hasenat sahibi Arap ve Acem'in sultanlarının sultanı, dünyada emirler sultanı, dünya ve dinin yardımcısı saadetli merhum Halil oğlu Mehmed Allah günlerini daim etsin, Müslümanlar da o durdukça faydalandırsın- sevap umarak, ilim öğrenmekle uğraşacak, alim ve öğrenciler için Şevval 835'te (Haziran 1432) yaptırdı. Allah onun iütuf ve ihsanını kabul buyursun."


Medrese sade ve sağlam bir kesme taş mimarisi ile klasik eyvanlı medreselerine bağlanmaktadır. Yapıldığı dönem Kayseri'nin sıkça el değiştirdiği bir dönemdir.

Medreseye batı yönündeki taçkapıdan girilir. Mukarnas dolgulu ve gösterişli taçkapı nişinin sağındaki cephe, ortada bir sütun üzerine sivri kemerlerle iki gözlü bir çeşme olarak düzenlenmiştir. giriş eyvanının iki tarafında ise avluya bakan tonozla örtülü derin birer niş yer almıştır.

Giriş eyvanından sonra avluya çıkılır. Giriş tarafındaki revakın üç kemerinden giriş kapısını ortalayan ortadaki diğer iki tanesinden daha geniştir. Bu revakın üzerindeki tonoz çatıyı iyon tarzında iki sütun taşımaktadır. Giriş eyvanın her iki tarafında küçük birer eyvan niteliğinde iki hücre bulunmaktadır. Bu hücrelerin hemen yanında da terasa çıkmayı sağlayan birer merdiven bulunmaktadır.

Kuzey ve güney yönündeki revaklarını tutan kemer aralıkları eşittirler. Bu revakları üç adet korent tarzı sütunlar taşımaktadır. Kuzey ve güney yönlerinde revakların arkasında karşılıklı ve eşit büyüklüklerde beşer adet oda bulunmaktadır.

Medresenin doğu cephesinde bulunan ana eyvanın önünde 6.60 metre genişliğinde sivri bir kemer bulunmaktadır. Aynı şekilde eyvanın sivri olan baş üstü kemerini ayakları boyunca aşağı inen dikdörtgen şeklinde geniş bir köşe çubuğu çevirmektedir.

Büyük eyvanın her iki yanında yuvarlak kubbeler ile örtülmektedir. Bu kubbelerden her biri 12 üçgen yüzlü bir kuşak ile duvarlara bağlanmıştır.


KAYNAKÇA: Tarihi Kayseri Cami ve Mescidleri, İlhan Özkeçeci; Kayseri Abideleri, Albert Gabriel; Geniş Kayseri Tarihi, Halit Erkiletlioğlu; Kayseri Ansiklopedisi, Abdullah Satoğlu
Hunat Hatun Medresesi
Geometrik Selçuklu motifleri ile süslenmiş bir taçkapıdan girilen Hunat Hatun Medresesi, üstü açık kare planlı bir avlunun etrafında sıralanmış talebe odaları ve doğuda ana eyvandan oluşur. Şehrin tam merkezinde bulunan medresenin içi bugün çarşı olarak kullanılmaktadır.

Hunat Hatun Medresesi, Kayseri İç Kalesi’nin doğusunda, eski şehri çeviren surların dışında; cami, hamam ve türbe ile birlikte Selçuklu Hükümdarı I. Alaeddin Keykubat'ın karısı ve Sultan I. Giyaseddin Keyhüsrev'in annesi Mahperi Hunat Hatun tarafından M. 1237 yılında inşa ettirilmiştir. Medrese, caminin kuzey tarafında kalmaktadır.

Hunat Hatun Medresesi, 1929 yılından itibaren, Vali Fuad Beyin direktifiyle müze olarak kullanılmaya başlanmıştır. Uzun yıllar Arkeoloji müzesi olarak tarihi eserlerin toplanıp sergilendiği Medrese, 1969 yılında Gültepe'de inşa edilen yeni Arkeoloji Müzesi'nin hizmete girmesinden sonra, Etnografya Müzesi olarak kullanılmaya devam etmiştir. Etnografya Müzesi olarak 1998 yılına kadar kullanılan medrese, müzenin Güpgüpoğlu Konağı’na taşınması sonrasında, Kayseri Valiliği tarafından bakım ve onarımı yapıldıktan sonra Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne devredilmiş ve hediyelik eşya çarşısı olarak hizmete girmiştir. Halen hediyelik eşya çarşısı olarak kullanılmaya devam etmektedir.

Plan itibariyle dıştan dikdörtgen bir çerçeve içine sığdırılmış iki eyvanlı medreselerdendir. Cami gibi medrese de çok itina ile inşa edilmiştir. Muntazam taş dizileri ile kaplanmış olup, tamamıyla sivri çok özenle yapılmış tonozlarla kubbelenmiştir. Taş dizilerindeki diziliş düzeni olukça itinalıdır ve medreseye sadeliğin yanı sıra abidevi bir hava katmaktadır.

Hunat Hatun Medresesi, sağ ve sola dizilmiş olan hücreler ile derslik hizmeti gören geniş evvanı ile geleneksel medrese tiplerine uygun inşa edilmiştir.

Taçkapısı batı yönünde olup geleneksel Selçuklu mimarisinde sıklıkla görülen taş işçiliği kendini burada da göstermektedir. İki eyvanlı medrese sivri kemerli, tonozlu revaklarla doğudaki yazlık dershane eyvanı ile yanındaki klasik dershane ve hücrelerden meydana gelmiştir. Kenarları yüksek revaklarla çevrili medrese avlusunun iki yanında sağ ve solunda sekizerden on altı hücre bulunmaktadır.

Giriş eyvanının karşısına büyük bir eyvan yerleştirilmiştir. Baş eyvan denilen bu bölümün sağında iç içe bölmeli bir kısım ile Hunat Hatun Türbesi girişi ve salonda kare planlı dershane bölümü bulunmaktadır. Batı yüzünün köşelerine de kuleler yerleştirilmiştir.

Giriş eyvanının sağındaki mekan medresenin mescidi olarak düzenlenmiştir. Bu yapıda da camide olduğu gibi duvarların köşelerine takviye kuleleri yerleştirilmiştir. Bunlardan kuzey köşesindeki kule prizmatik, diğerleri de silindirik şekildedir.
Seraceddin Medresesi
Hunad Hatun Külliyesi'ne yakın olduğu için "Küçük Hunad Hatun Medresesi" oarak da tanınan Seraceddin Medresesi'nin dış duvarları üzerinde yer alan mazgallı bir parmaklık uzaktan kale gibi veya kalenin bir parçası gibi algılanmasını sağlamaktadır.

Kayseri Gavremoğlu Mahallesi, Hunad Hatun Külliyesi’nin güneydoğusunda bulunan bu medrese, Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Seraceddin Lala Bedir tarafından 1238 yılında yaptırılmıştır. Medrese aynı zamanda Küçük Hunad Hatun Medresesi olarak da tanınmaktadır.

Giriş kapısının üzerine konulmuş olan dört satırlık kitabe şu ifadeleri içermektedir.

"Bu medresenin inşasına büyük sultan, Gıyased Dünya veddin Kesim emirülmü’ minin (Müminlerin emin, halifenin ortağı) Keykubad oğlu Keyhusrev zamanında Allah'ın yardımına muhtaç zayıf kul Seraceddin Lala Bedr (Kayseri Emin) emir verdi. Sene 636 (M-1238)"

Hacmi küçük fakat yapısı sağlamdır. Duvarları kesme taştandır. Dönemin Selçuklu medrese mimarisine uygun bir plana sahiptir. Medresenin giriş kapısından ve herhangi bir yerinde süsleme elemanı bulunmamaktadır. Diğer medreselerden ayrı olarak dış duvarlarının üzerinde sıra halinde mazgallı bir parmaklık dolaşmaktadır.

Medreseye güneye bakan kapısından girilir ve basık tonozla örtülü bir kapı aralığından üstü açık avluya çıkılır. Girişten avluya çıkar çıkmaz her iki yanda merdivenler vardır ve bunlarla çatıya çıkılır. Avlusu revaklıdır. Avlunun doğu ve batısında dörder oda ve birer eyvan bulunmaktadır. Ana eyvan avlunun kuzey cephesinde ve giriş kapısının karşısındadır. Büyük eyvanın her iki tarafında dikdörtgen biçimli birer oda bulunmaktadır.
(C)opyright 2017 Selçuklular.com - info@selcuklular.com