Selçuklular Bibliyografyası Arama
Bibliyografya ve Özet Ekleme
SELÇUKLULAR KRONOLOJİSİ
KİTAP TANITIMI
MERAK EDİLENLER
Atabeylikler
Türkiye Selçukluları
Horasan Selçukluları
Irak Selçukluları
Kirman Selçukluları
Suriye Selçukluları
Anadolu Beylikleri
Selçuklu Kültür ve Medeniyeti
Seyahatnameler
Haritalar
Selçuklu Yapıları
Minyatürler
Keramikler Eşyalar
Selcuklu Camileri
Kervansaraylar
Medreseler
Linkler
Eşsiz mihrabı ile bir sanat abidesi: Develi Ulu Cami
Develi Ulu Cami (Sivasi Hatun Camii) dış görünüşü ile fazla ilgi uyandırmaz. Ancak mihrabıyla Selçuklu mimarisinin en nadide ve olağanüstü eserlerinden biridir.
Eşsiz mihrabı ile bir sanat abidesi: Develi Ulu Cami
Yukarı Develi Cami-i Kebir Mahallesi Selçuk Sokak’ta bulunmaktadır. Develi Ulu Camii, Göçeraslan oğlu Nasrullah ve eşi Sivasi Hatun tarafından H.680/ M.1282 tarihinde inşa ettirilmiştir.

Caminin mimarı bilinmemektedir. Cami tamamen kesme taştan inşa edilmiş olup, mihraba dik beş sahından oluşmaktadır. Caminin mihrap önünde kubbe diğer bölümlerin tamamında sivri tonoz üst örtü elemanı olarak kullanılmıştır.

Ulu Cami’nin batı cephesinin tamamı 0.80 m. yükseklikte ve 0.55 m. genişlikte olan bir payanda ile desteklenmektedir. Caminin güney cephesi mihrap önü kubbesinin altına yerleştirilen geniş payanda ve güneydoğu köşesine yerleştirilen ikinci bir payanda ile desteklenmektedir.

Cephenin güneydoğu köşesinin üst kısmında bir yüzü batıya, diğer yüzü de güneye bakan kuş köşkü bulunmaktadır. Çift yönlü olan kuş köşkü güney yönde çökertilmiş kör bir sivri kemer içerisine yerleştirilmiş üç sivri kemer gözü ile bezenmiş bir taş bloğu ile doğu yönde çökertilen sivri bir kör kemer içerisine oturtulan biri dikdörtgen ve diğeri kırık olan iki yuvarlak kemer gözü ile süslenmiş bir taş bloğundan oluşmaktadır.


Eşsiz mihrabı ile bir sanat abidesi: Develi Ulu Cami

Caminin doğu cephesi üzerine dikdörtgen dört mazgal pencere açılmıştır. Bu cephenin kuzeydoğu ucunda yapıya sonradan eklenmiş olan tek şerefeli minare bulunmaktadır. Caminin kuzey cephesinin batısında bugün kapatılmış yuvarlak kemerli bir kapı yer almaktadır. Kapı zeminden yaklaşık 0.80 m. yüksekliğe yerleştirilmiştir. Bu kapının bey kapısı olarak kullanılmış olma ihtimali yüksektir.

Caminin kuzey cephesinde taç kapının tam üzerinde, yapının köşk minaresi yer almaktadır. Minareye taç kapının doğusunda yer alan 32 basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Köşk minare yuvarlak kemerlerle birbirine bağlanan dört yekpare ayağın üzerine atılan bir külah kısmından oluşmaktadır. Ayakların köşeleri pahlanarak sekizgene dönüştürülmüştür. Ayakların başlık kısımları minarenin içine doğru çıkıntı yapmaktadır. Külah kısmı piramidal şekilde tasarlanmış ve tepe noktasından yükselen beyaz mermer alemle sonlandırılmıştır. Köşk minare muhtemelen yapıya sonraki dönemlerde eklenmiştir.


[Eşsiz mihrabı ile bir sanat abidesi: Develi Ulu Cami]

Taç Kapı

Taç kapı caminin kuzey cephesinin tam ortasında yer almakta olup, cephe yüzeyinden taşırılmış bir vaziyettedir. Taç kapı eyvan türü taç kapılar sınıfına girmektedir. Taç kapının etrafı, taç kapıyı üç yönden kuşatan iki geniş bordür ile çevrilmiştir. En dıştaki bordürün üzeri boş bırakılmıştır. Dıştan ikinci bordürün üzeri yarım yıldızlardan oluşan bir bezeme kuşağı ile tezyin edilmiştir. Taç kapının köşelik kısmı oldukça sade bir şekilde tasarlanmıştır. Caminin inşa kitabelerinden biri olan, beş parça halinde beyaz mermer üzerine Selçuklu Sülüsü ile yazılmış Arapça iki satırlık inşa kitabesi, bu kısım üzerinde yer almaktadır.

Anlamı: “Allah’ın mescitlerini ancak, Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtını veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler inşa eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.” (Tövbe Süresinin 18. Ayeti) Bu mübarek caminin yapılmasına, Allah mülkünü daim kılsın, iki kıblenin özlemi ile tutuşan ümmetlerin dizginlerini elinde bulunduran, din ve dünyanın bereketi Yüce Kılıç Arslan oğlu Keyhüsrev zamanında emredilmiştir.

Taç kapı eyvanı iç içe yerleştirilmiş iki sivri kemerle kuşatılmıştır. Dıştaki sivri kemerin üzeri boş bırakılmış, içteki sivri kemerin alınlığının üzerinde ise yarım yıldızlardan oluşan bezeme kuşağı ve dişler şeklinde yapılmış süslemeler bulunmaktadır. Kemerlerin oturduğu üzengi taşlarının alt kısımları sarkıt mukarnaslar şeklinde bezenmiştir. Köşe noktalara sütünceler yerleştirilmiştir. Taç kapı eyvanının doğu ve batı köşelerine sivri kemerli nişler açılmıştır. Harim kısmına girişi sağlayan basık kemerli kapının üzerinde Selçuklu Sülüsü ile yazılmış Arapça dört satırlık ikinci inşa kitabesi bulunmaktadır.

Anlamı: “Allah’ın Rahmetine muhtaç zaif kulu Göçer Arslan oğlu Nasrullah ve Allah’ın rahmeti ve rızasına muhtaç onun zaif cariyesi Sa’d Kızı Sivasti tarafından Allah başarılarını ihsan ve hayırlarını onlara yâd eylesin 680 yılında...”


[Eşsiz mihrabı ile bir sanat abidesi: Develi Ulu Cami]

Harim

Harime taç kapı üzerinde bulunan basık kemerli kapıdan girilmektedir. Harimle taç kapı zemini arasında üç basamaklık bir kot farkı bulunmaktadır.

Harim, 24.30 x 24.50 m. ölçülerinde olup dört sıra halinde dörder kare ayağın bulunduğu mihraba dik uzanan beş sahından oluşmaktadır. Mihrap önünde yer alan kasnaksız kubbeye pandantiflerle geçilmektedir. Mihrap önü kubbesinin doğu ve batısında yer alan ilk sahının üzeri yine aynı yönde atılan sivri tonozlarla, mihraba dik uzanan diğer sahınların üzerleri kuzey-güney doğrultuda atılan sivri tonozlarla örtülmüştür.

Harim, güney ve doğu cephe üzerine açılan dört yırtmaç pencere ile aydınlatılmaktadır. Bu pencereler dışarıda mazgal içeride yırtmaç pencere olarak tasarlanmıştır. Bütün pencerelerin alt ve yan kısımları şevli olarak yapılmıştır.


[Eşsiz mihrabı ile bir sanat abidesi: Develi Ulu Cami]

Gerçek bir şaheser: Mihrap

Güney cephenin tam ortasında yer alan mihrap gri andezit taşından yapılmıştır. Mihrap 4.90 m. yükseklikte, 3.70 m. genişlikte olup, üç yönden farklı genişlikteki dört adet silme kuşakları ile çerçeve içerisine alınmıştır. En dıştaki bordür 0.13 m. genişlikte olup, üzeri birbirini takip eden beş kollu yıldızlardan oluşan kompozisyonla bezenmiştir. Dıştan içe doğru ikinci bordür 0.23 m. genişliğinde ve bordürün sağ tarafından başlayan nesih hatla yazılmış yazı kuşağı ile bezenmiştir. Bordür üzerinde Al-i İmran Süresinin 18. Ayetinin tamamı ile 19. Ayetin bir bölümü yer almaktadır.

Anlamı: "Allah, Melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri, ondan başka ilah olmadığına şahitlik etmişlerdir. Mutlak güç ve hikmet sahibi Allah’tan başka ilah yoktur. Allah katında hak din İslam’dır."
Dıştan içe doğru, 0.36 m. genişliğindeki üçüncü bordür üzerinde yüksek kabartma tekniğinde yapılmış tam ve yarım palmetlerin sivri dallarla birbirine eklenmesi ile oluşturulan bitkisel bezeme kompozisyonu bulunmaktadır. Dıştan içe doğru dördüncü bordür 0.12 m. genişliğinde olup, ince kavisli şeritlerin birbirine geçmesiyle oluşturulan geometrik süsleme ile bezenmiştir. Mihrabın köşelik kısımları sekiz kollu yıldızlardan oluşan geometrik süslemelerle tezyin edilmiştir.

Mihrap kavsara kemerinin üzerindeki üç dilimli palmetlerden oluşan ve yaprakların diplerinden çıkan saplarla palmetleri hem birbirine hem de zemine bağlayan süslemeler dikkati çekmektedir. Mihrabın alınlık kısmı üzerinde yüksek kabartma şeklinde yapılmış, ince kıvrım dalların bükülerek kıvrılması ile meydana gelen değişik boyutlarda daireler ve dairelerin içerisine yerleştirilen çiçek ve palmet yapraklarıyla oluşturulan süsleme kuşağı bulunmaktadır. Mihrabın alt kısmı iç içe iki nişten oluşmaktadır. 1.55 m. yükseklikteki kavsara kısmı yedi mukarnas sırasından meydana gelmektedir. İkinci ve beşinci sıradaki mukarnaslar üzerinde bitkisel bezemeler yer almaktadır. En alttaki mukarnasların altında mihrap nişini tamamen dolaşan nesih bir yazı kuşağı görülmektedir.

Anlamı:“Ey inananlar rükû edin, secdeye varın, Rabbinize kulluk edin, iyilik yapın ki saadete erişesiniz.” (Hac Süresi 77. Ayet)

Mihrap kavsarasının alt bölümünün genişliği 1.70 m., yüksekliği 2.10 m., derinliği 1 m.’dir. Nişin duvarı içerisine ikinci bir niş daha açılmıştır. Mihrap nişinin yan duvarlarına dikdörtgen panolar içerisinde yapılmış palmet ve kıvrık dalların birleşmesinden meydana gelen yüksek kabartma tarzında süslemeler bulunmaktadır. Mihrabın köşe sütüncelerinin üzerleri burmalı olup, sütünce başlıklarında iki sıra akantüs yaprağı yer almaktadır. Akantüs yaprakları kartal başı şeklinde zoomorfik tasvirlerle sonlandırılmıştır. Sütünce başlıklarının altında birer kitabe bulunmaktadır.

Mihrap nişinin batı tarafında bulunan kitabe üzerinde Enbiya Süresi 107. Ayeti yazılmıştır.

Anlamı: "Ey Muhammed, Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."

Mihrap nişinin doğu tarafında yer alan sütünce üzerindeki kitabede Kalem Süresi’nin 4. Ayeti yer almaktadır.

Anlamı: "Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir."

Mihrap duvarının ortasında yer alan küçük mihrap nişi üç köşeli olup, kavsara kısmı dört sıra mukarnasla doldurulmuştur. Nişin içerisi kıvrım dal, palmet ve çiçeklerin oluşturduğu bir kompozisyonla bezenmiştir. Nişin yan yüzleri zikzaklı dallar ve palmetlerle tezyin edilmiştir. Nişin yan taraflarına en alttakileri dikdörtgen üsttekileri birbirinden farklı boyutlarda olan daire şeklindeki renkli mermer parçaları kakılmıştır. Nişte görülen bu renkli taş kakmalar Zengi ve Memluk süslemelerini çok sadeleşmiş şekilde devam ettiren Selçuklu taş işleri, Beylikler ve Osmanlı Mimarisinde de zaman zaman kendini belli etmektedir.

Minber

Ahşap minber orijinal olmayıp yakın bir tarihte mahalle sakinleri tarafından yaptırılmıştır. Orijinal minberin Kayseri Etnografya Müzesinde bulunan parçaları ceviz ağacından ve çatma kündekari tekniği ile inşa edilmiştir. Kayseri Etnografya Müzesi’nde bulunan kapı sövesi 2.41 x 0.81 m. ebadında olup, aynalık, yan ve alt söve yüzleri kıvrımdal rumilerle bezenmiştir. Minberin kitabe bordürleri dört adet olup Kayseri Etnografya müzesinde bulunmaktadırlar.
Caminin harim kısmındaki kemerler üzerinde bir takım taşçı işaretleri bulunmaktadır. Camide süslemeler taç kapı üzerinde daha arkaik bir bezeme göstermekteyken, mihrap üzerinde yer alan yüksek kabartma tekniğiyle yapılmış bitkisel ve geometrik bezemeler devrinin en güzel örneklerinden birini teşkil etmektedir. Yüksek kabartma şeklinde yapılan bu bezemeler bölgede yer alan Seyyid Şerif (1296) ve Hızır İlyas türbelerinin (1252) mihrap süslemeleri ile yakın benzerlikler göstermektedir. Mihrap üzerinde yer alan palmetli kıvrımdallar genellikle XIII. yy’nin ikinci yarısından sonra yapılmış yapılarda görülmektedir.
Gülük Camii
Yerel geleneğin dışında abidevi bir çini mihraba sahip olan Gülük Camii, bu özelliği ile Kayseri eserleri arasında ayrıcalıklı bir konuma sahiptir.
Gülük Camii
Gülük Camii, Kayseri ili Melikgazi ilçesi Gülük Mahallesi’nde yer alır. Danişmentliler döneminde yaptırılan Gülük külliyesi, cami medrese ve onların hemen yanında yer alan ve günümüzde bulunmayan hamamdan oluşmaktadır.

Külliyenin veya caminin inşa tarihini ve banisini belirten bir kitabesi yoktur. Yapı üzerinde bulunan iki kitabeden daha eski olanı kuzeydoğu cephede yer alan ve sonradan eklenen taçkapı üzerindedir. Bu kitabeye göre yapılar 1211 yılında Sultan Mehmet Melik Gazi’nin yeğeni olan Yağıbasan Mahmut kızı Atsız Elti Hatun tarafından onartılmıştır.

Taçkapı üzerindeki bu kitabe üç satırdan ibaret olup, Selçuklu sülüsü ile yazılan kitabesinin Türkçesi şöyledir:

"Bu binayı Keyhüsrev'in oğlu, dünya ve dinin şerefi, fetihler sahibi, Müminlerin Emiri’nin ortağı, büyük Sultan Keykavus'un hakimiyeti zamanında, Allah'ın en zayıf kulu, iffetli kadın, Yağıbasan oğlu Mahmud'un kızı Atsuz Elti Hatun 607(1210) yılında onartmıştır."

1334 tarihinde meydana gelen deprem sonucu zarar gören yapı, ikinci defa 1335 yılında Alemuddin oğlu Külek tarafından onartılmıştır. Onarım ile beraber cami için düzenlenen vakfiyesinde birçok arazi giderlerini karşılamak amacıyla camiye vakfedilmiştir.

Bu vakıfnamede medreseden bahsedilmemektedir. Bunun muhtemel sebebi, deprem ile yıkılmış olan medresenin onartılmayarak bir bölümü ile cami harimi içine dahil edilmiş olabileceğidir. Bu durumda medrese 1335 yılından sonra bir daha kullanılmamıştır. Ancak 1970’li yıllarda yapılan restorasyon çalışmalarında cami içinde sondaj çalışmaları ve araştırmalar yapılarak toprak altında kalan bölümler ortaya çıkartılmıştır. Bu şekilde medresenin varlığı anlaşılabilmiştir.

Mimari

Eser tümü ile 34X25,5 metre ölçülerinde enine dikdörtgen bir alanı kaplamaktadır. Caminin ince yönü blok taşlarla inşa edilmiş olup; değişik onarımların izleri oldukça belirgindir.

Binanın güney cephe duvarında iki alt ve üç üst penceresi bulunmaktadır. Bu pencerelerden bir alt ve üst cami bölümüne diğerleri ise medrese bölümüne aittir. Batı cephesinde yer alan alt pencere ise iki katlı medresenin üst odalarına aittir. Doğu cephe duvarı ise zeminde 2,5 metre yükseklikte dört adet dikdörtgen pencere vardır.

Caminin kuzey cephe duvarı ise caminin ve medresenin ön cephe duvarıdır. Bu cephede, kuzey doğusunda bulunan ve Atsuz Elti Hatun tarafından yaptırılan Taçkapı, ondan sağa (batıya) doğru 11 metre uzaklıkta cami kapısı ve cami kapısından yaklaşık 8 metre uzaklıkta ise medresenin giriş kapısı bulunmaktadır.

Cami kapısının kemeri, dokuz ince yonu taşından meydana gelmiş olup; hemen üzerinde bir rozet ve 1335 tarihli onarıma ait kitabe bulunmaktadır. Cami kapısının kemerindeki üzengi taşları profillidir.

Cami girişinde aynı zamanda mihrap aksının bulunduğu ve kuzey-güney doğrultusundaki derinliği 22.66 m., genişliği ise 5.56 ile 5.80 m. arasında değişen bir sahına rastlanmaktadır. Bu sahın güneyinde mihrap, kuzeyinde kapı, doğu ve batı yönlerinde ise ayaklar ve kemerlerle sınırlandırılan orta sahın durumundadır.

Caminin giriş bölümü 45,54 m. genişliğinde, 3,73 m. derinliğinde olup, bu bölümün döşemesi cami döşemesinden 58 cm. yüksekliktedir. Bu bölümün üstü mihrap doğrultusunda dik olarak uzanan çift merkezli beşik tonoz örtmektedir.

Caminin avlu mekanı doğu ve batı yönlerinde değişik açıklıktaki üç kemer ve dörder ayakla sınırlandırılmış olup, üstü yine giriş bölümünde olduğu gibi çift merkezli beşik tonoz ile örtülüdür. Bu tonozun orta kısmında 3,80 x 5,80 m. ölçüsünde dikdörtgen bir açıklık vardır. İlk hali Selçuklu mimarisinde görülen ve cami ortasında bir açıklık(ışıklık) olduğu tespit edilmiştir. Bu açıklık sonradan doğu ve batı yönlerine yapılan ek kemerlerle kareye dönüştürülmüş ve buraya 3,60 m. çapında bir kubbe yapılmıştır.

Caminin mihrabının bulunduğu bölüm 5,50X5,56 metre ölçüsünde kare mekandır. Doğu, batı ve kuzey yönleri kemer ve ayaklarla sınırlandırılmış olup güney duvarında kubbe eteğine kadar yükselen çini mihrap bulunur. Mihrap üstü kubbesi güney duvar ile doğu, batı ve kuzey yönlerindeki kemerlerin aralarında yer alan trompvari şekilde tuğladan inşa edilmiş üçgen nişlere oturmaktadır.

Bu bölümün kıble duvarında bulunan mozaik çini mihrap, anıtsal boyutlara ulaşmış ölçüleri ve dekoratif görünüşü ile bütün mekâna hakim bir unsur olarak belirmektedir. Kubbe eteğine kadar çıkarak 7,32 m yüksekliğe ulaşan 4,20 m. genişliğindeki bu muhteşem mihrap sağ tarafında bulunan 90 cm. enindeki minbere yer açmak amacıyla 30 cm. kadar sol tarafa yanaştırılarak akstan kaydırılmıştır. Mimari süslemede çiniyi yer yer kullanmış olmakla birlikte, daha ziyade mahalli bir malzeme olan taşı benimsemiş bulunan Kayseri'de mahalli geleneğin dışına çıkılarak ortaya konmuş böylesine muhteşem bir eserin varlığı, mozaik çini mihrapların bir gelenek halinde inşa edildiği Konya ile bir bağlantı kurmak suretiyle açıklanabilir. Yapım tarihi ve ustası kesin olarak bilinmeyen bu mihrap sanat tarihi araştırıcıları tarafından 13. yüzyılın ikinci yansına veya sonlarına tarihlendirilmektedir.

Taçkapı

Atsuz Elti Hatun tarafından yaptırılan onarımda kuzey cephe ile doğu cephe duvarlarının bitiştiği köşe 45 derecelik pahla kesilmiş ve meydana gelen yüze 4,09 m. genişliğinde, 6,76 m. yüksekliğinde bir taçkapı inşa edilmiştir.

Taçkapının en dışında 18 cm. genişliğinde düz bordür vardır. Taçkapıyı çepeçevre kuşatan ve bunun iç kısmında yer alan 24 cm. genişlikte, 6 cm. derinlikteki iç bükey bordürün içi birbirini takip eden üç köşeli yarım yıldızlarla süslenmiştir. Bunun iç kısmında yüzeyi geometrik geçmeli bir örgü motifi ile dekore edilmiş 23,5 cm. genişliğindeki bordur vardır.

Bu motifte 2 cm. genişliğindeki taş şeritlerin muhtelif yönlere uzantılarından sekizgen, beşgen gibi çeşitli geometrik şekiller meydana gelmiş ve bu şekiller de yüzeyden 1 cm. kadar kazılarak ışık-gölge kontrastı temin edilmiştir. Bu bordürün iç tarafında eşik kotundan 2,50 m'ye kadar yükselen ve giriş nişinin her iki yanında yer alan silindirik sütunçeler bulunmaktadır. Bu sütunçeler yarım daire şeklinde sütun başlıkları ile son bulmaktadır.

Kayseri'nin diğer camileri ile ilgili olarak kayseriden.biz web sitesindeki sayfalara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:

KAYNAKÇA: Kül Camii ve Medresesi, Erol Yurdakul; Kayseri Ansiklopedisi, Abdullah Satoğlu
Hacı Kılıç Camii
Selçuklu devletinin son dönemlerinden kalma bir eser olarak 750 yılı aşan yaşına rağmen hala dimdik ayakta duran Hacı Kılıç Camii, taçkapısı ve mihrabındaki süslemelerle Kayseri'deki tarihi eserler arasında özgün bir yere sahiptir.
Hacı Kılıç Camii
Kayseri şehir merkezinde ve İstasyon Caddesi üzerindeki Hacı Kılıç Camii, Selçuklu döneminin önemli eserlerinden biridir. Kayseri'nin sahip olduğu dini yapılar arasında önemli bir yeri bulunan Hacı Kılıç Camii; Selçuklu devletinin son dönemlerinde 647 (M. 1249} tarihinde Ebu'l-Kâsım bin Ali Tûsî tarafından yaptırılmıştır.

Mimari

Hacı Kılıç Camii, yanındaki medrese ile bir bütün oluşturmaktadır. Her iki yapı da kesme taştan yapılmıştır. Cami ve medreseyi meydana getiren yapı, kıble istikametinde 52X37 m ölçülerinde, kalın taş duvarlarla çevrilmiş dikdörtgen bir plana sahiptir. Güney cephede üstte kemerli üç pencere vardır. Ortada dışa doğru kadar çıkıntılı mihrap bolümü bariz bir şekilde görülmektedir. Medresenin kuzey batı köşesinde kare, camiin güney doğu köşesinde silindirik biçimde yapılmış köşe kuleleri vardır. Külliyenin doğu cephesinde camiye ait iki büyük pencere yer almaktadır. İlk pencere iki bölümdür; alt kısmı dikdörtgendir, üstte de sivri kemer içine de küçük bir pencere yerleştirilmiştir. İkinci pencerenin önüne büyük bir taş minare yapılarak kapatılmıştır, pencerenin sadece kenarı görülebilmektedir. Minarenin hemen yanında Kayseri Mirlivası Hüseyin Bey'e ait bir mezar bulunmaktadır. Kitabesinde 953 Ramazan (M.1552) tarihi okunmakta olan bu mezar önceleri camiin önünde bulunmakta iken, buradan cadde açılması üzerine camiin minaresi bitişiğine nakledilmiş, mezar taşları da minare kaidesine yerleştirilmiştir.

Caminin giriş cephesinde, kapının iki yanında birer dikdörtgen pencere bulunmaktadır. Bunlardan sağ taraftakinin önü sonradan yapılmış minare kaidesi ile kapatılmıştır. İbadet mekanında, mihrap duvarında üç, batı duvarında da iki pencere daha bulunmakta olup, bunlar mazgal pencere niteliğindedir. Mihrap nişi geometrik örgülü yıldız geçmelerden meydana gelmiş bir bordürle çevrilmiştir.

Caminin ve medresenin köşelerinde destek kuleleri bulunmaktadır. Bunlardan medrese ve cami arasındaki alana, dikdörtgen kaide üzerinde, yuvarlak gövdeli tek şerefeli taş minare oturtulmuştur.


Hacı Kılıç Camii

İç Mimari

Hacı Kılıç Camii mihrap duvarına dik beş sivri tonozlu çatı, ve dört köşe kesitli örme ayaklara dayanmaktadırlar. Bu örme ayakları hafifçe beşik tonozlara girmiş bulunan dolgu kemerler birbirlerine bağlamaktadır. Yan sahınlardan daha geniş olan orta sahın mihrap önüne rastlayan bölümü pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Bu kubbenin içinde dikdörtgen üç küçük aydınlık penceresi bulunmaktadır. Ayaklar, kemerler ve tonozlar perdahlı sıva ile örtülmüşlerdir.

Hacı Kılıç Camii'nde mihrap kıble duvarındaki üç sıra yassı profilli sivri kemerin altına yerleştirilmiştir İnce taş işçiliği ile gayet nefis bir tarzda işlenen bu mihrabın dış pervazını; kenarda kenarı silmeli daha dar bir bordur takip eder içteki ince bordur ise içeriye doğru iyice eğiktir. Mukarnaslı mihrap nişini üstte kalkık kemerli, rumi desenli bir rölyef kabartma çevrelemektedir Bunun da dışında; köşelerde birbirine düğümlerle geçen üç şerit halinde yassı profil bulunmaktadır.

Mihrap nişi, üç cepheli küçük nişlerle övülmüştür. Ve etrafı baklava dilimli kafeslerle tanzim edilmiştir. Kenardaki sutunçelerin gövdesi yine geometrik kompozisyonlarla tezyin edilmiştir ve başlıkları küçük mukarnaslarla süslüdür. Kemer aynasında iki adet kabartma gül bulunan bu mihrap, söz konusu bütün özellikleriyle taçkapılardan sonra Hacı Kılıç Külliyesi'nin çok kıymetli bir bölümünü meydana getirmektedir.


Taç Kapılar

Dış duvarlar muntazam dizili taşlardan yapılmışlardır. Uzunluğu 50 metre olan güney cephede iki büyük giriş kapısı açılmıştır. Birinci kapıdan camiye, ikinci kapıdan ise medreseye girilmektedir. Her ikisi de geometrik bezemelerle süslenmiştir. Ancak her iki kapı da gerek biçim gerekse süslemeleri ile birbirinden farklılık göstermektedirler.

Her iki kapının da alınlarında birer mermer kitabe bulunmaktadır. Cami giriş kapısının üzerindeki kitabenin tercümesinde şu ifadeler yer almaktadır:

"Bu mübarek mescidin yapılmasını; din ve dünyanın izzeti, fetih babası, Keyhüsrev'in oğlu, Ulu Sultan Keykavus zamanında, müminlerin emirinin bürhânı zayıf kul, Allah Teâlâ'nın rahmetine muhtaç Tûs'lu Ali oğlu Ebu'l-Kasım 647 (1249) senesinde emretti."

Üst kısımları tahrip olmuş bulunan her iki taçkapı külliyenin yakın zamanlarda yapılan restorasyonunda oldukça iyi bir tamir görmüştür. Bu kapıların ana şemaları birbirine benzer; desenlerde ise bir kısım farklılıklar görülür.

Dikdörtgen formundaki ana planda dış pervaz; geniş bir bordürden meydana gelirken dışında daha dar, içinde de ince su ile geometrik geçmeli kompozisyonlarla süslüdür. Daha İçte kabartma motifli sivri kemer yer alır; içte rumi, dışta geometrik motifli iki bordürden oluşur.

Girişteki mukarnaslı nişin altında celi sülüsle yazılmış bir kuşakta Tevbe Suresi'nin 18. ayeti yer almaktadır:

"Allah'ın mescidierini ancak Allah'a ve Âhiret gününe imân eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imâr eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır." âyet-i kelimesi yazılıdır.


Cami girişinde bu yazı; beyaz mermer üzerine yazılmışken, medrese kapısında taş üzerine işlenmiştir. Giriş kapısı basık kemerlidir. Sağ ve solda mukarnaslı nişli mihrabiyeler yer alır. Taçkapı dış pervazında yukarıya kadar uzanan sütunlar ve içte; giriş kapısının iki yanındaki küçük sütunlar da geometrik karakterde değişik desenlerle süslenmiştir. Yalnızca medrese kapısının dış pervazında mukarnaslı bordur dolaşmaktadır. Bu kapının üst kısmındaki kitabede celi sülüsle Arapça olarak iki satır halinde yazılan metnin tercümesi şöyledir:

"Bu mübarek medresenin yapılmasını Keyhüsrev'in oglu yüce sultan, din ve dünyanın şerefi, fetihler sahibi, Keykâvus devrinde 647 (1243) senesinde zayıf kul Tûs'lu Ali oğlu Ebu'l-Kâsım eliyle emretti."

http://www.kayseriden.biz/icerik.asp?ICID=149
Hunat Hatun Camii
Hunat (Huand) Hatun Camii, külliyeyi meydana getiren diğer yapılar ile birlikte Kayseri'nin en gözde noktasında olup, mimarisi ve taç kapısındaki süslemeleri ile ilgi çekmekte ve çok sayıda ziyaretçiyi ağırlamaktadır.
Hunat Hatun Camii
Hunat Hatun Camii, Hunat Hatun Külliyesi olarak adlandırılan yapılar grubunun temel yapısıdır. Duvarları düzgün kesme taştan inşa edilmiş dikdörtgen planlı bir eserdir. Caminin ibadet alanı, 52,5X43,5 metre boyutlarındadır. Duvar kalınlıkları ile beraber cami 55X45 metrrelik bir alana oturmaktadır.

Dikdörtgenin kısa ekseni doğrultusunda 8, uzun ekseni boyunca 10 kemer aralıklarına bölünmüştür. Dört köşe ayaklar kemerleri tutmaktadır. Mihrabın önünde ve orta sahında iki kemer aralığı genişliğe sahip dört köşe iki alan inşa edilmiştir. Mihraba bitişik olarak kare olan bingilere dayanan bir kubbe yükselmektedir. Bu kubbe cami ile beraber inşa edilmiştir.

Ortadaki kare alan ise, şu anda kapalı olup, ilk yapıldığında klasik Selçuklu mimarisinde önemli bir yer alan Ulu Cami, Gülük Camii ve Lala Camii’nde de görülen bir nevi iç avlu niteliğinde ve hemen altında bir şadırvanın yer aldığı aydınlık veya ışıklık denilen alandır. Bu açıklık 1727 yılında kapatılmış ve muhtemelen sonradan yıkılmış veya yıktırılmıştır. 1900 yılında Sultan II. Abdülhamid tarafından bir minare eki ile birlikte bu kubbe tekrar inşa edilmiştir.

19. yüzyılda Anadolu’yu gezen Charles Texier kitabında bu alanın bir açıklık olduğunu belirtmekte ve açıklığı kapatan herhangi bir kubbeden bahsetmemektedir.


Hunat Hatun Camii

Caminin ana ve orijinal giriş kapıları doğu ve batı yönündeki taç kapılardır. Sonradan açılan kuzey kapısı ile üç girişi olan caminin kuzey-güney ekseninde on bölümü bulunmaktadır. Aydınlanma yan duvarlardaki mazgal pencereler ve sonradan açıldığı anlaşılan doğu ve kuzey duvarlarında da geniş pencereler ile sağlanmaktadır. Doğu giriş kapısı ile direkt caminin içine girilmektedir.

Klasik Selçuklu mimarisinde minare yoktur. Batı taç kapısı üzerinde yer alan minber-minare ve yine batı taçkapısına dayanan büyük bir minare daha bulunmaktadır. Büyük taş minare Sultan II. Abdülhamid tarafından H.1317'de (M.1900) yaptırılmıştır. Taç kapının üzerindeki minber-minare ise altı ayaklı, altıgen gövdeli, üstü ve külahı de kare planlı zarif bir eserdir. 1727 yılında yapılan onarım esnasında yapıldığı tahmin edilmektedir. Minarenin olmadığı zamanlarda ise ezan, doğu giriş kapısının güneyindeki duvarın kalınlığı içerisinde açılan ve düz merdiven ile üstüne çıkılan taraçadan yapılmaktaydı.

Mihrap

Bütün Selçuklu camilerinin içi genelde mihrap ve minber hariç süslemesizdir. Hunat Hatun Camii’nde de mihrap en önemli unsurlarından birisidir. Mukarnaslı mihrap geometrik örgülerle çevrelenmiş, istiridye kabuğu şeklinde motiflendirilmiş üç nişten oluşmuştur. Her iki yanında ise döner mermer sütunlar vardır. Bunların üzeri de istiridye kabuğu biçiminde olup, hemen yukarısında da kufî yazıyı andırır tarzda geometrik geçmeli bordur bulunmaktadır. Yine geometrik süsleme ile dolu olan sivri mihrap kemeri akant başlıklı, burmalı birer sütunçeye dayanmaktadır. En dıştaki mihrap pervazı da geometrik motiflerle daha geniş bir alanda süslemiştir.


[Hunat Hatun Camii]

Minber

Caminin bir diğer özelliği de minberidir. Çivisiz geçme kündekâri tekniği ile geometrik motifli parçalardan kurulmuştur. Bu dekoratif panolar arasında uzun bordürler halinde çeşitli ayet ve dualar yer almaktadır. Çift kanatlı kapısı ve korkulukları oyma kafes işçiliğinin zarif örnekleridir. Usta ve tarih kaydı bulunmayan minber, maalesef defalarca boya­narak detaylar kaybolmuş ve cemaatin birbirini görmesi düşüncesi ile kesilerek pencereler açılmış daha da fenası alt tarafa gelen ayetler şuursuzca kazınmıştır. Ancak yine de Selçuklu üslûbunu tam olarak temsil eden değerli bir örnektir.


[Hunat Hatun Camii]

Taç kapılar ve kitabeler

Hunat Camii'nin biri doğu, diğeri batıda olmak üzere orijinal ve cami ile eşzamanlı iki ana (cümle) taç kapısı vardır. Kesme taşlardan, mukarnaslı ve geometrik olarak gayet sanatkarane bir şekilde işlenen bu kapılardan batı cephesindeki taç kapı daha zengin ve gösterişlidir.

Her iki kapının da giriş kısımlarının yanları mihrabiyeli, üstleri mukarnaslıdır. Dış pervazlar muhtelif yıldız kompozisyonlu geometrik desenlerle süslüdür. Her iki kapının üst kısımlarında mermer üzerine "cel-i sülüs" hat ile yazılmış üç satırlık Arapça birer kitabe bulunmaktadır.

Batı taç kapısında; daha yukarıda üst saçağın altına gelen düz kenarda cel-i sülüs hat ile yazılmış Kur'an ayetleri zamanla okunamayacak hale gelmiştir. Mukarnas altında, giriş kapısının hemen üzerinde bir kuşak halinde Tövbe suresinin 18. ayeti yazılıdır: "Allah'ın mescidlerini; ancak Allah'a, Ahiret Günü'ne inanan, namazı kılan, zekat veren, yalnız Allah'tan korkanlar şenlendirir. Olur ki, onlar doğru yolu bulanlardan olurlar".


[Hunat Hatun Camii]

Batı kapısının üst kısmında yer alan mermer kitabenin Türkçesi şöyledir: "Bu mübarek caminin inşaasını Keykubad oğlu yüce sultân, din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi Keyhusrev devrinde, Şevval 635 (Mayıs 1238) yılında, büyük, âlim, kanaatkar, dünya ve dinin yüz akı. hayırlar fâtihi Melike oğluna emretti -Allah onun yüce varlığını devamlı kılsın, gücünü artırsın."

Caminin doğu kapısı üzerindeki mermer kitabenin Türkçesi de şöyledir: "Bu mübarek mescidin inşsasını Keykubâd oğlu, büyük sultân, din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi Keyhusrev devrinde 635 (1238) yılında, büyük Melîke, din ve dünyanın yüz akı Mâhperi Hâtûn emretti -Allah onun yüce varlığını sürekli kılsın".


Hunat Hatun Camii

Mahperi Hunat (Huand) Hatun kimdir?

Mahperi Hunat Hatun, Selçuklu Hükümdarı I. Aleaddin Keykubat'ın karısı ve Sultan I. Giyaseddin Keyhüsrev'in annesidir. Anadolu Selçuklu Devleti’nin en güçlü dönemlerinde yaşamış, eşinin ve oğlunun nüfuzu ile birlikte kişiliği ile toplum içinde haklı bir şekilde güçlü ve saygın bir konum edinmiştir.

Güzelliğinin yanında kültürlü, cömert ve hayırsever bir kişi olarak görülmüş, bu sebeple kendisine "bilge, büyük" anlamına gelen Huand (Hunat-Hunad) ismi yakıştırılmıştır.

Akdeniz kıyısındaki Korakesion (sonradan Kalonoros denilen) ve Alaaddin Keykubat'ın "Alaiye" ismini verdiği kaleler şehri Alanya'nın son hükümdarı İbn Bibi’ye göre Rupenid soyundan gelme Kir Fard isimli Ermeni Beyi’dir. Kalanoros (Alanya) kuşatması sırasında kale sahibi Kir Fard hücumlara dayanamayacağını anlamış ve barış teklif etmiştir.

Kir Fard I. Aleaddin Keykubad’a bir mektup yazıp "Eğer bana aman ve ülkenizde kalan ömrümü geçirecek bir yer verilirse büyük bir lütuf olacaktır" demiştir. Sultan, Kir Fard’ın bu teklifini kabul etmiş ve "Sadakatini ispat için ailesi efradından birini akrabalığımıza arz ederse hakkındaki güvencemiz artmış olur" diye cevap vermiştir. Bu söz üzerine Alanya Beyi Kir Fard kızını I. Aleaddin Keykubad’a eş olarak göndermiştir.

Selçuklu Hükümdarı I. Aleaddin Keykubat'ın karısı ve Sultan I. Giyaseddin Keyhusrev'in annesi olan Mahperi Hunat Hatun, Kir Fard’ın kızıdır.


KAYNAKÇA: Tarihi Kayseri Cami ve Mescidleri, İlhan Özkeçeci; Kayseri Abideleri, Albert Gabriel; Geniş Kayseri Tarihi, Halit Erkiletlioğlu; Kayseri Ansiklopedisi, Abdullah Satoğlu
Kayseri Han Camii
13. yüzyılda Selçuklular döneminde inşa edilen yapının ilk yapılışında "cami" değil "han" olduğu düşüncesi ağır basmaktadır. Bu görüş, mimari planın Selçuklu han planları ile daha çok örtüşmesinden doğmuştur. Han Camii, kubbesiz fakat altı pencereli orta tonozun hakim olduğu iç mimarisiyle dikkat çeker.
Kayseri Han Camii
Kayseri il merkezinde Burhanettin Bulvarı üzerinde bulunan Han Camisi, 13. yüzyılda Selçuklular döneminde inşa edilmiştir. Uzun yıllardan beri bir cami olarak kullanılmakla beraber tipik bir Selçuklu hanı olduğu uzmanların görüşüne göre ağır basmaktadır. Kitabesi bulunmamaktadır. Hanın ne zaman camiye çevrildiği ve ne zaman yapıldığı konusunda da kesin bilgi yoktur.Cami ile ilgili kayıtlar 1856 ve 1896 yıllarında geçirdiği onarımlarla ilgilidir.

Mimari

Cami,genişliği 29,5 metre, uzunluğu 38,9 metre olan dikdörtgen bir plan üzerine oturtulmuştur. Kıble tarafında dört ayak üstünde birbirlerinden kemerlerle ayrılan, üstleri tonozlu, önü açık revaklar şeklinde beş gözlü bir bölüm bulunmaktadır. Bunlardan ortadaki tonoz diğerlerinden daha geniş ve yüksektir.

Caminin iç mekanı; kenarları masif kalın duvarlar ve ortada beş büyük kemerli bölümden oluşur. Burasını enine dört, boyuna altı sıra halinde yirmi dört adet ayak taşır. Orta sahın kıbleye dikey olarak kademeli tonozlarla yapılmışken, iki yandaki bölmeler kıbleye paralel biçimde yedişer hücreli olarak yerleştirilmiştir.


Orta tonoz kubbesiz fakat altı pencerelidir. Caminin kıblesindeki dört ve yanlardaki ikişer pencere sonradan açılmıştır. Binanın içi ve dışı iyi yontulmuş çok iri kesme taşlarla kaplıdır. Caminin doğu ve batısında birer kapı olduğu gibi, kıblesinde orta sahına denk gelen yerde de bir kapı vardır. Burası sonradan mihrab yapılmıştır. Caminin arka kısmında ahşaptan yapılmış oldukça eski bir mahfel caminin enine uzanmaktadır.

Mihrap

Han Camii'nin mihrabı, yukarıda da belirtildiği gibi; orta sahında bulunan kıble kapısı kapatılarak yapılmıştır.

Bugün siyah kesme taştan yapılmış olduğunu mihrabın nişi Barok tarzı basit bir mukarnasla işlenmiştir. Üzerindeki büyükçe bir mermer levhada celi sülüsle 1373 (M.1953) tarihiyle mihrab ayeti yazılıdır. Buna göre camiye 1950'lerde bir tamir yapılmış ve mukarnaslı mihrap da bu sıralarda konulmuş olabilir. Mihrabın işçiliğinin basitliği bu kanıyı destekler niteliktedir.

Minber

Osmanlı döneminde yapılmış olduğu belli olan minber kesme taştan inşa edilmiştir. Giriş kapısı düz olup, on basamaklı bir merdivenle daha az bir meyille yükselir. Şerefesi, zarif dört ayak üzerine kuruludur ve kemercikleri sivridir. Altıgen külah önce prizmatik yükselir, altıgen bilezikten sonra iki kademeli ve konik olarak sivrilir. Alemi üç küplü ve hilallidir. Minberin altındaki mihraba geçit veren kapısı da güzel bir sivri kemerle işlenmiştir. Süpürgelikler de sivri kemerlerle süslüdür.

Minare

Caminin yapıldığı devre ait bir minaresi yoktur. Yakın zamanlarda kuzey batı cephesinde binaya bitişik olarak kesme taş bir minare yapılmış ve buna çıkış için de cami içinden bir merdiven inşa edilmiştir. Çokgen gövdeli minarenin şerefeden sonrası yıkıldığında uzun yıllar öylece kalmış, yakın zamanlarda kısa külah yapılarak bu eksiklik giderilmeye çalışılmıştır.

Han Camii’nin ilk yapılışında şehrin kale surlarına dayandığı ve şehir kapıları kapandıktan sonra gelen yolcuların burada kaldığı sanılmaktadır.
Kayseri`nin kalbinde: Ulu Cami
Ulu Camiler bir anlamda o şehrin kalbidir. Sosyal, dini ve ticari hayat onların etrafında döner. Özellikle Cuma namazı için tercih edilirler. Bir anlamda diğer camiler arasında ayrıcalıklı bir yerin sahibidirler. Kayseri Ulu Cami'de bu tanıma uygun ve Kayseri'de şehrin tam kalbinde yer almaktadır. Kayseri'de ticari ve sosyal hayat sanki onun çevresinde akmaktadır.
Kayseri`nin kalbinde: Ulu Cami
Kayseri şehir merkezinde olup, Kapalıçarşı'nın yanında yer almaktadır. Ulu Cami olarak bilinmekle beraber değişik kaynaklarda Cami-i Kebir veya Sultan Camii olarak da anılmaktadır.

H.530/M.1135 tarihinde, Danişmendli hükümdarı Melik Mehmet Gazi tarafından yaptırılmıştır. Caminin kuzeye açılan kapısının yanındaki kitabe ise bir onarım kitabesidir. Melik Mehmet Gazi’nin yeğenlerinden olan Yağıbasanoğlu, Muzaffereddin Mahmud tarafından 1206 yılında onartılmıştır. Aynı şahsın kızı olan Atsuz Elti Hatun da Gülük Camii’ni aynı dönemde onartmıştır. Abidenin bu gün taşıdığı tek kitabe olan onarım kitabesi kuzey duvarın dış yüzüne, kapının yakınına konulmuştur. Onarım kitabesinde şu ifadeler yer almaktadır:

"Bu cami, Kılıçaslan oğlu, büyük Sultan Keyhusrev devrinde - Allah onun yardımını yüceltsin- H.602/M.1206 yılında Yağıbasanoğlu, Muzaffereddin Mahmud tarafından onarılmıştır.”


Kayseri`nin kalbinde: Ulu Cami

Ulu Cami, 1716 yılında meydana gelen büyük depremden zarar görmüş, 5-6 yıl gibi bir süre harap halde kullanılmadan kaldıktan sonra 1723 yılında Matbah-ı Amire Emini (Saray mutfak sorumlusu) Kayserili Hacı Halil Efendi tarafından onartılmıştır. Bu onarımda minarenin yıkılan külah kısmı da yenilenmiş, çöken kubbesi ve minareleri de onartılmıştır.

Yaklaşık 30m x 50m bir tabana oturan cami dış görünüşüyle oldukça sadedir.

İçerisinde kullanılan Roma ve Bizans mimarilerine ait sütunlardan dolayı eski bir kiliseden veya saraydan dönüştürüldüğü düşünülmekle beraber mimarı planı ve sivri kemer uygulamaları ile İslam mimarisine özgün bir eserdir. İçeride kullanılan sütun gibi mimari elemanların kullanımı da ülkemizde birçok camide görülebilmektedir.

Ulu caminin ebatları, uzunluğu 47,5 metre ve genişliği ise 27 metredir. Caminin iki kubbesi vardır. Biri mihrabın önünde diğeri ortaya inşa edilmiştir. Dikdörtgen şeklinde dört penceresi olan mihrap kubbesinin cami ile beraber yapıldığı düşünülmektedir. Ancak orta kubbe büyük bir ihtimalle sonradan eklenmiştir.


[Kayseri`nin kalbinde: Ulu Cami]

Ulu Cami’nin de, Selçuklu camilerinde görülen orta alanın açık ve ışıklık olarak bırakıldığı mimari planlara göre yapıldığı düşünülmekte bu açıklığın sonradan kubbe ile örtüldüğü anlaşılmaktadır. Bu mimari planda camiler uzunlamasına yapılmış orta bölümü açıklık olarak bırakılmıştır.

Camide ayaklar ve sütunlar kemerlerle birbirlerine bağlanmışlardır. Bu kemerler ibadet yerinin kısa eksenine paraleldirler. Güneyde istinat noktalarını bağlayan kemerler ise binanın uzun eksenine paraleldirler. Tavanı 30 – 50 santime çaplarına sahip çam kirişler taşmaktadır. Bu kirişler üzene kamış bir çit konulmuş Bu çitin üzerinde yakın bir zamana kadar topraktan kalın bir örtü örtülü iken son zamanlarda beton atılmıştır. Tavan yatay olduğundan yağmur sularının akması için gereken meyil toprak ve şimdi beton örtünün kalınlığının değişikliği ile elde edilmiştir. Kalınlık büyük eksen boyunca ortalama bir metredir. Taştan oluk ağızları dış duvarlara geçirilmiştir.

Camiin içinden üzeri açık doğrusal bir merdivenle taraçaya çıkılır. Buradan minarenin şerefesine kadar varan helezoni bir merdivenle çıkılır. Cami mimarisi ile minare mimarisi arasındaki farklar minarenin sonradan yapıldığını göstermekte ve sonradan inşa edildiği anlaşılmaktadır. Ancak minarenin ne zaman yapıldığına dair herhangi bir kitabe veya kayıt yoktur. Bununla beraber bu minare Kayseri’nin en eski minaresi olarak kabul edilmektedir. Taştan dört köşe kaidesi olan minare, şerefeye kadar tamamen tuğladan örülmüştür. Yüksekliği 47 metredir. Şerefenin altında çini üzerine nefis bir Kufi yazı ile yazılmış fakat henüz okunamamış bir ayet vardır.


[Kayseri`nin kalbinde: Ulu Cami]

Yedi tuğlanın hikayesi

Ulu Cami'nin inşası ile ilgili bir söylence vardır. Bu sylenceye göre;

Melik Mehmet Gazi, camiyi yaptırırken ustalarına kimseden yardım almamalarını, caminin tamamen kendi hayrı olacağını söyledi.

Cami inşaatına gelen yaşlı bir kadın, dul olduğunu belirterek, yanında getirdiği 7 tuğlanın da kendi hayrı olarak caminin duvarına konulmasını istedi. Caminin ustabaşı, yaşlı kadının bu isteğini, Melik Mehmet Gazi'nin emri olduğunu hatırlatarak kabul etmedi.


[Kayseri`nin kalbinde: Ulu Cami]

Ertesi gün cami inşaatını gezmeye gelen Melik Mehmet Gazi, ustabaşını çağırarak gece sabaha kadar uyuyamadığını belirterek "Gece rüyama girdiler. Yaşlı bir kadını üzdüğünüzü, getirdiği tuğlaları kullanmazsanız caminin ömrünün de tuğla sayısı kadar kısa ömürlü olacağını söylediler" dedi. Ustabaşının olayı anlatması üzerine, Melik Mehmet Gazi, yaşlı kadının bulunmasını emretti.

Şehre dağılan görevliler, uzun bir araştırmadan sonra evinin önünde 7 adet tuğla bulunan yaşlı kadını alıp cami inşaatına getirdi. Yaşlı kadının elini öpen Melik Mehmet Gazi, "Anne, bizim kararımız seni üzmek için değil. Biz halk fakir olduğu için, onların zorda kalmalarını önlemek için bağış kabul etmedik. Senin getirdiğin tuğlaları caminin en güzel yerine koyacağız" dedi ve tuğlalar uygun bir yere kondu.

Ulu Cami'nin doğu bölümünde, kesme yonu taşlarıyla yapılan duvarın üstünde halen 7 adet tuğla vardır. Ve bu söylenceye kaynak olmuştur.


KAYNAKÇA: Tarihi Kayseri Cami ve Mescidleri, İlhan Özkeçeci; Kayseri Abideleri, Albert Gabriel; Geniş Kayseri Tarihi, Halit Erkiletlioğlu; Kayseri Ansiklopedisi, Abdullah Satoğlu
Siirt il merkezinde bulunan Ulu Cami, minare kaidesindeki kitabesine göre Selçuklu Sultanı Mugiziddün Mahmut tarafından 1129 yılında yaptırılmıştır. ...devami
(C)opyright 2017 Selçuklular.com - info@selcuklular.com