Selçuklular Bibliyografyası Arama
Bibliyografya ve Özet Ekleme
SELÇUKLULAR KRONOLOJİSİ
KİTAP TANITIMI
MERAK EDİLENLER
Atabeylikler
Türkiye Selçukluları
Horasan Selçukluları
Irak Selçukluları
Kirman Selçukluları
Suriye Selçukluları
Anadolu Beylikleri
Selçuklu Kültür ve Medeniyeti
Seyahatnameler
Haritalar
Selçuklu Yapıları
Minyatürler
Keramikler Eşyalar
Selcuklu Camileri
Kervansaraylar
Medreseler
Linkler
SELÇUKLU DÖNEMİ KİTAP SANATLARI


Türkler Anadolu’yu sevgi, hoşgörü, ilim ve irfanla fethetmişlerdir. Bulundukları yerlerde insanların sosyal ihtiyaçlarını karşılayan hanlar, kervansaraylar, Darü’l-Huffaz’lar yapmışlar, bu eserlerin yanında kütüphane tesis etmeyi de ihmal etmemişlerdir.

Anadolu Selçukluları devrinde çeşitli şehirlerde açılan onlarca kütüphane mevcuttur. Türk-İslam tarihinde ilk kütüphane Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün Bağdat’taki Nizamiye Medresesi’nde kurmuş olduğu kütüphanedir. Nizamiye Kütüphanesi’ne vakfedilen kitapların kayıt defterlerine bakıldığında 6000 cilt civarında kitap ihtiva ettiği görülmüştür.Büyük Selçuklu Devleti veziri Nizamülmülk Bağdat’taki meşhur Nizamiye Medresesi’nde bir kütüphane kurduğundan bahsedilir. Burada kurulan kütüphanenin vakfiyesinin varlığını gösteren şöyle bir vak’a rivayet edilmektedir.

“Nizamülmülk Medrese-i Nizamiye’yi yaptırdıktan sonra hafız-ı kütüplüğünü Şeyh Ebu Zekeriya Hatib-i Tebrizi’ye tevcih eder. Görevine başlayan Hatib-i Tebrizi’in her gece şarap içer ve bir takım güzel gençlerle meşgul olur. Bu durum Nizamülmülk’e haber verilir. Nizamülmülk, Şeyh Ebu Zekeriya hakkında güzel düşünceleri olduğunu söylemekle birlikte; şüphelendiği için bir gece yalnız başına medreseye gider; kütüphanenin damına çıkıp penceresinden bakar. Söylenenlerin doğru olduğunu müşahede eder. Evine gelince vakfiyeyi ister ve şeyhin vazifesine bir misli zam yapar. Beratını yazdırır, adamlarından biri vasıtasıyla şeyhe gönderir ve ona masraflarının çok olduğunu bilmediğini, bilmiş olsa ilk maaşını ta’yin ettiği sırada vakfiyede şeyhin adına yazdığı vazifenin azlığına razı olmayacağını da söyletir. Şeyh Ebu Zekeriya bunu işitince Nizamülmülk’ün esrarına vâkıf olduğunu anlar. Yaptıklarından mahçup ve nâdim olur. Tövbe eder ve ömür boyunca bir daha kötülük yapmaz.”

İlim adamlarına daima iyi muamelesiyle tanınan Nizamülmülk’ün, bu kütüphanesinden sonra belirli kütüphanecilik prensiplerinin ortaya koyulduğu, vakfiyesinden anlaşılan İplikçi Medresesi’nde açılan kütüphanedir.


Anadolu Selçuklu Devleti’nin uzun yıllar başkentliğini yapmış olan Konya’da Selçuklu devri ilk vakıf kütüphanesi diyebileceğimiz, bu kütüphane Selçuklu vezirlerinden Şems ed-din Altunaba tarafından, İplikçi Medresesi’nde açılan kütüphanedir. Altunaba’nın 598 (1201) seneli vakfiyesinde devrin kütüphanecilik anlayışını yansıtan bilgilere rastlanmaktadır. Vakfiyesinde her yıl vakfın gelirlerinden kütüphane için 100 dinar ayrılmakta, bu ödenekle medresede öğretim için gerekli kitapların satın alınması ve kitapların hazine-i kütüp tarafından bedeli karşılığında okuyuculara ödünç olarak verilmesi şart koşulmaktadır. Ödünç verme süresi dolup kitap iade edilince rehin olarak alınan paranın, sahibine geri verilmesi de bu vakfiyede yer almaktadır.

Bu kütüphaneden sonra şehrin dış kalesinin Ahmedik Kapısı civarında Selçuklu vezirlerinden Ebu’s-Sena Mahmud tarafından 670(1271)’de Nizamiye Hangâhı Kütüphanesi kurulmuştur.

Konya’daki Selçuklu dönemi kütüphanelerinden en önemlisi hiç şüphesiz H.673(1274) yılında yine dış kalenin Çeşme Kapısı yakınında kurulan Şeyh Sadreddin-i Konevî Kütüphanesi’dir. Bu kütüphanenin çekirdeğini Sadreddin Konevi’nin kendisi ve babasından kalan kitaplar oluşturmuştur. 1316(1898)’de 256 kitap vardır. H.1317, 1319 yıllarında kitap sayısı aynıdır. Bu sayı 1907 yılında 267’ye ulaşmıştır. Bu kütüphane, cami ve türbeden oluşan kapı kitâbesinde “İmâret” diye isimlendirilen Şeyh Sadreddin-i Konevî’nin küçük külliyesinde, caminin batı duvarı bitişiğinde tesis edilmiştir. Ülkemizdeki en eski Kur’an tercümelerinin, Şeyh Sadreddin Konevî ve Konevi’nin üvey babası Şeyhü’l Ekber Muhyiddin İbnü’l Arabi’nin kendi el yazıları ile yazılmış eserlerini ihtiva etmektedir.

Bu kütüphane 19.yy’ın sonlarına kadar, hayatiyetini devam ettirmiş, daha sonra buradaki kitaplar, Karatay Yusuf Ağa Yazma Eserler Kütüphanesi’ne taşınmıştır.

Yine 13.yy.’ın önemli kütüphanelerinden birisi de Konya’da kırk yıl kadılık yapan, Siraceddin Urmevi soyundan Bedreddin Mahmud’un eşi, Kutlu Melek hatun’un Konya Atabekiyye Medresesi önüne yaptırdığı, Darül Huffaz içinde yer alan bir kütüphanedir. Bu kütüphaneye ait henüz bir vakfiyeye rastlanmamıştır. Bugün bu kütüphanenin kitaplarından 20 adedi Konya Yusuf Ağa Yazma Eserler Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Kutlu Melek Hatun’un mezar taşı ise Sivas’tadır.

Selçuklu dönemi kütüphanelerinden birisi de III. Alâeddin Keykubat tarafından Uluborlu’da kurulmuştur.


Kültür ile sanatın ince ve zevkli konularından birisi de kitap sanatlarıdır. Cilt, tezhip, hat, minyatür belli başlı kitap sanatları arasındadır. Selçuklu dönemi yazma eserleri ve kütüphaneleri konusunda bugüne kadar kapsamalı bir araştırma yapılmamıştır, yapılan araştırmalar ya eksiktir ya da yapılan tespitlerde yanlışlıklar vardır. Dolayısıyla bu dönem tam olarak bilinmemektedir. Bu dönem ile ilgili Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver Hoca’nın şu tespitleri dikkate değerdir;

“Kitapların kaplarında ve içindeki süslerin İslâm memleketlerinin hangisinde yapıldığını anlamak maksadıyla sanata meraklı olanların yalnız resimleri doğru, lakin bunlar hakkındaki kanaatleri çok defa bilgisizlikle ortaya konmuş ve yanlış mütalaalarla dolu eserlerini karıştırınca zihnimiz büsbütün karışır. Verdikleri örnekler, Mısır’da yapılmıştır, Memluk eseridir, Arap işidir. Süsleri arabesktir. Acem işidir. Hint eseridir, diye yazarlar. Bu indi görüşleri bir hakikat sanan ve yalnız bunlara malik olmakla kalem yürütenler o zaman hep bu yanlış bibliyografilere saplanıp kalırlar.

Bunların içinde Anadolu’da Selçuklar zamanında yapılmış olanlarından bahis bile yoktur. Çünkü bunları arayıp bulmak ve görebilmek lazımdır. Biz bu gün Selçuk tezhibi, Anadolu tezhibi diyorsak sanat kitaplarına geçmeyen bu tabiri kulaklarımızın ilk defa duyduğuna emin olmalıyız.

Anadolu’da Selçuk eserleri üzerin de meşgul olanlar taş ve tuğla ve tahta üzerinde o güzel süsleri ve yanlışsız güzellikleri görünce hayretler içinde kalıyor, acaba bu kadar süslü binalar içinde veya onları görerek dışında oturanların okudukları kitaplarda hiç süs yok mu idi?

Bu süsleme yalnız taşa, tuğlaya ve tahtalara mı mahsustu? Onları benimsediğimiz kadar size kısaca mahiyetlerinden bahsettiğim kitaplar da karıştırılırsa diyarlarımızda ve binalarımızda yaşayan o milli süslerimizin Anadolu Selçukları zamanında daha önce Orta Asya’da, Büyük Selçuk imparatorluğu içinde yazılan kitaplarda da aynı yolda ve aynı stilde görüleceğine şüphe edilmemelidir. O halde bu nakışlarımız, yalnız binalarımızda değil, kitaplarımızda da vardır. Elverir ki onları görmek ve tanımak kabil olsun,

O zaman İslam dünyasında yapılan süslemelerin soylu ve soysuz olanları vardır. İnanmak lazımdır ki İslamiyet kaidelerinde, İslam ilimlerinde ve sanat eserlerinde en mükemmelini ve yanlışsızını ve soylusunu yani notalı olan en ince ve zarif numuneleri Selçuklar, bilhassa Anadolu Selçukları yapmıştır diyebiliriz. Ve bunların en mükemmel örnekleri İstanbul kütüphanelerindedir. Türkiye’mizin bitmez tükenmez ilim ve sanat hazineleri olan kütüphanelerimizde mevcut bu güzel ve şimdiye kadar görebildiklerimizin ön seçmelerinden aldığımız örnekler de elimizdedir. Bir Selçuk stili ve bunun Anadolu’ya has karakterleri vardır. Bu nereden geliyor? Çok uzağa gitmeye lüzum yok, bilhassa konumuz kitap süsleri olduğu için bunu mukayese edecek elimizde birçok kaynaklar vardır. Şark süsleme eserlerinde civar tesirler olduğu gibi mahalli sanatkârların sanat asaletinden gelen hususiyetleri de çoktur. İşte bu hususiyetleri tanımak zordur. Bunun için çok eser görmek ve bunların mahalli hususiyetlerini ayırmak lazımdır. O zaman memleketimize has hususiyetler ve farklar bulunacak ve bunlar standardize edeceğimiz tipler halinde emsalini tanımaya yarayacaktır. Biz bunu şimdi bol bol dini kitaplardan ayırt edebiliriz. O zaman Anadolu’nun vaktiyle incelenmeye değer ruh karakterinin süsler üzerinde yaptığı değişmez mükemmel formülleri anlayabileceğiz. Diğer memleketlerle olan farkları burada henüz formüle etmek güçtür.” Metinden anlaşıldığı üzere Süheyl Hoca, yazma kitap cilt ve tezhiplerinin bilgisizlik ve araştırma eksikliği sebebiyle, Memlûk, Acem, Hint ve Mısır işi şeklinde sınıflandırılarak Selçuklu Dönemi’nin göz ardı edildiğini ifade etmektedir. Ayrıca, Selçuklu dönemi eserlerinin yalnızca, taş, ağaç, mermer vb. malzeme işçiliğine hasredilmemesi gerektiğini vurgulayan Süheyl Ünver, bu husustaki tespitlerine şu şekilde devam etmektedir.

“Bu tayin ettiğimiz ve üzerinde duracağımız 3 asrın da ilerleyen bir karakterini ve asırlar ilerledikçe daha olgunlaştığını da anlıyoruz. XIII. asır karakteri XIV. asırda yaşıyor. Lakin daha çeşitli ve daha olgun bir vasfa bürünüyor. XV. asırda bu Selçuk yolu daha bol çeşitli ve daha incelerek güzelleşiyor. Bizde her üç asırdaki eserlerde şekiller, münhaniler, çerçeveler, kitabelerde bir ve bazen değişik örnekler görüyorsak süslerde boyuna taklit edilmiş ve birbirine benzeyen motiflere az rastlıyoruz. Hatta çok muvaffakiyetle ve itina ile Anadolu’da ayrı bir muvaffakıyet ve hususiyetle yapılan Selçuk geçmelerinde hatır ve hayale gelmeyen çeşitlere rastlıyoruz. Gerek süslerde ve gerek bunlarda esaslar bozulmamakla beraber bir yapılan örneğin bir daha klişe haline sokularak yapılmamasına Anadolu’da çok itina olunmuştur. Suriye, Mısır ve Irak’ın birbirine benzeyen motiflerine ve şekillerine Anadolu’da pek az rastlanır. Anadolu sanatkârının süslemede dikkat ettiği bir nokta da bir yaptığı şekli bir daha yapmamaktır. Bunu Anadolu’muzun Selçuk eserlerin- de çok görüyoruz. Vakıa onlarda biraz izah edeceğimiz rûmiler, geçmeler, münhaniler, hatâilerde esaslar bir olmakla beraber yeni yapılan tezhip ve bedîaların asla birbirlerine benzerliği yoktur. Anadolu’da yani bir kalıbın iki defa kullanıldığını ne el yapması kaplarda ve ile de tezhiplerde göremediğimizi söyleyebiliriz.” Evet, Selçuklu her yönüyle özgün olup, ruha dokunacak nitelikte eserler vermiştir.

Selçuklu dönemi kitap ciltlerini bilim dünyasına tanıtılmasında büyük emeği olan, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ahmet Saim ARITAN Hoca, bu dönem kitap ciltlerini gün yüzüne çıkararak, Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in yaptığı tespitlere büyük katkı sağlamıştır.

Bu dönem kitap sanatları her yönüyle özgün form ve kompozisyonda olup, esaslar aynı olmakla beraber sanatkârlar, gerek cilt yapımında, gerekse süslemelerde, yapılan motifleri klişe haline getirmeden vücuda getirmişlerdir.


S.Ü. Selçuklu Araştırmaları I-II. Selçuklu Kültür Ve Medeniyeti Seminerleri Bildirileri,
...Geri dön
(C)opyright 2017 Selçuklular.com - info@selcuklular.com