Selçuklular Bibliyografyası Arama
Bibliyografya ve Özet Ekleme
SELÇUKLULAR KRONOLOJİSİ
KİTAP TANITIMI
MERAK EDİLENLER
Atabeylikler
Türkiye Selçukluları
Horasan Selçukluları
Irak Selçukluları
Kirman Selçukluları
Suriye Selçukluları
Anadolu Beylikleri
Selçuklu Kültür ve Medeniyeti
Seyahatnameler
Haritalar
Selçuklu Yapıları
Minyatürler
Keramikler Eşyalar
Selcuklu Camileri
Kervansaraylar
Medreseler
Linkler
KONYA ŞER’İYYE SİCİL KAYITLARINA GÖRE SELÇUKLU MEDRESELERİNDE OSMANLILAR ZAMANINDA GÖREV YAPAN MÜDERRİSLER

Doç Dr Zeki Atçeken

Türklerin Konya şehriyle ilk tanışmaları 1067 yılında Alpaslan’ın meşhur komutanlığında Afşin Bey’in yağması sırasında oldu. Bilahare Anadolu fatihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah Konya’yı Martavkura’dan aldıktan sonra yoluna devam edecek karargahını İznik Şehrinde kurdu. Fakat Ortaçağın şüphesiz en önemli olaylarından biri olan Haçlıların İznik’i ele geçirmeleri üzerine Konya I. Kılıç Arslan tarafından Anadolu Selçuklu devletine Başkent yapıldı (1098).
Sultan I. Mesud Haçlı tahribinden sonra devlete eski kudretini kazandırmak için çok çalıştı. Tam bu sırada patlak veren II. Haçlı seferiyle (1147) Anadolu tekrar heyecanlı günler yaşadı. Fakat Anadolu’dan geçmeyen bu Haçlılar ilk defa yurdumuzdan “Turquie” olarak söz ettiler.
II. Kılıç Arslan zamanında ise III. Haçlı seferi (1189)’nin Alman Friedrich Barborossa kolu. Anadolu’dan geçmeye kalktı. Konya’yı tahrip eden Barborossa Silifke yöresinde boğuldu. Askerleri bin bir müşkülatla Antakya’ya ulaşabildi (1190).
Anadolu bu hadiselerden sonra büyük bir yükseliş sürecine girdi. Yolları süsleyen Kervansaraylar ticaretin giderek gelişmesi, Denizlerde fethedilen limanlar hayat seviyesini bir hayli yükselti. Anadolu’da imar faaliyetleri hızlandı. İlme verilen değer, bilhassa başkent Konya’da kendini gösterdi. Devlet büyükleri adım başı medrese yapımına hız verdi. Uluğ Keykubad zamanında Konya’yı teşrif eden Bahaeddin Sultan Veled, bu mukaddes beldeye ayrı bir ruh kazandırdı. Konya ilim adamlarının, sanatkarların, dervişlerin uğrak yeri oldu. yani Batı için karanlık olan Ortaçağ Doğuda Müslümanlar için fevkalade aydınlık idi.
Ne var ki Sultan I. Alaeddin Keykubad’ın ölümünden sonra geride kalan oğlu kendisi gibi kudretli değildi. Basiretsizliği sebebiyle Moğollarla Köse dağ’da karşılaştı (1243).Selçuklu öncülerinin yenilmesi üzerine geriye çekilen Sultan, savaşında kaybedilmesine yol açtı. Artık Anadolu bundan sonra Moğolların manevi baskısı altındaydı. II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ölümünden sonra çocukları II. Alaeddin Keykubat, II. İzzeddin Keykavus ve IV. Kılıç Arslan’ı Celaleddin Karataybüyük bir maharetle idare etti. Devlet 1277 yılına kadar, Moğol baskısına rağmen yükselişini sürdürdü. Fakat aynı tarihte Karamanoğlu Mehmed Bey’in Cimri (Gıyaseddin Siyavuş) ile Konya’ya sahip olması (1277) Moğollar’ın bizzat idareyi ellerine almalarına sebebiyet verdi. İnihayet varlıklarıyla yoklukları bir olan sultanların idareye sahip olamamaları devletin yıkılışını hızlandırdı. Sonunda 1308 veya 1318’de Anadolu Selçuklu Devleti çökerken, toprakları üzerinde 16 beylik ortaya çıktı. Bu beyliklere Moğollar söz geçiremediler. İçlerinde yıldızı parlayan ve istikbal vadeden beylik tabii ki sadece Osmanoğulları idi.
Konya, Anadolu Selçuklu Devleti’ne başkent oluşundan yıkılışına kadar hareketliliğini devam ettirdi. Moğollar’ın ağır baskıları karşısında insanların ümitsizlik ve tedirginliklerine Hz. Mevlana ve Şeyhd Sadreddin-i Konevi’nin varlığı büyük teselli oldu. Fakat bu iki zatın ölümünden sonra (1272-1273) Anadolu insanının yüzü bir daha gülmedi.
Felsefenin çok hareketli oluşu ve sultanların da bizzat bu felsefe münakaşalarına ilgi göstermesi Konya’da ilim alanını Vanlı tutuyordu. Bir yanda medreseler, bir yanda zaviyeler bir yanda da sultan saraylarındaki ilmi münakaşalar, ilim dünyasının dikkatini Konya’ya çekiyodu. Bu havaya, tarikatların çalışması da ayrı bir çeşni katıyordu. bu yüzden Konya’da açılan medreseler, böyle bir ilim alanının mahsulleri olarak tezahür etti.
Medrese Tabiri ve İlk Medreseler
“Medrese” kelimesi Arapça “derase” kökünden olup “Talebinin ilim öğrendiği yer” manasına gelir. Umumi, anlamda ise sıbyan mektebinin üstünde eğitim ve öğretim yapılan tahsil müesseseleridir.
Bilindiği üzere İslam’ın ilk emri “oku”dur. İlim adına bu kutsal emre büyük önem veren Müslümanlar, toplu eğitim ve öğretim yapmaya başladılar. Nitekim toplu öğretim yapılan ilk yer Erkam bin Ebu’l-Erkam’ın evidir.
Daha sonra cami ve mescidler okul görevi yapmaya başladılar. Hz. Peygayber (S.A.V.) camide oturur ve etrafında halkalanan cemaatı aydınlatırdı.
İmam-ı Azam Ebu Hanife ve İmam-ı Malik hazretleri de derslerini hep camilerde verdiler.
İhtiyaçların zamanla artması ve cemiyetlerin dağılmaya başlaması üzerine, Emeviler döneminde (661-750), çocuklar için müstakil mektepler açılmaya başladı. Bu tür mekteplere “küttap” veya “mektep”, öğretmenlerine ise “muallim” deniyordu. bu mektepler camilerden ayrıldılar. Artık camiler yüksek tahsil yapılan yerlerdi. buralarda din eğitimin yanında her çeşit müsbet ilimler de okutuluyordu.
Genel anlamda ve resmi sarayın dışında, herkese açık ilk okuma ve araştırma enstitüsü veya akademisi ise Abbasi Halifesi Memun (813-833) zamanında Zerdüşt okullarının ilhamıyla Bağdad’da kurulmuştur. (832). “Beytü’l-hikme” denilen bu müessese bir anlamda ilk medresedir. Ancak ismi medrese değildir. Beytü’l-hikmelerde Arap, Yahudi ve Hıristiyan ilim adamları beraber çalışıyorlar; Yunan, Hind ve eski İran kültürüne ait kaynakları tetkik ediyorlar, Aristo ve Eflatun gibi bir çok mütefekkirin eserlerini Arapça’ya çeviriyorlardı. Bu devir Mutezile fırkasının faaliyetlerinin en çok arttığı zamandır. Hatta Mutezile’nin görüşleri Abbasi Devleti’nin zorla resmi mezhebi haline getirilmiştir.
Yine bu devirde Mağdaş’da “Beytü’l-ilim” ve “Darü’l-ilim” adıyla açılan müesseseler, asıl medreselerin doğuşunda müessir olmuşlardır.
Abisiler zamanında eğitim yerleri için henüz “medrese” tabiri yoktur. Bu tabir ilk defa IX. Asırda kullanılmaya başlamışsa da, medreselerin resmi bir teşekkül olarak devlet eliyle kurulması X. asırda Karahanlılar (840-12112), zamanında olmuştur. Müslüman tarihciler medresenin tarihini yazmakta zorlanmaktadırlar. İlk medresenin Nizamü’l-mülk tarafından kurulduğu ileri sürülürse de el-Makrizi ve el-Suyüfi, bundan daha önceleri de medreselerin varlığından söz ederler. Bilhassa camide esaslı bir şekilde tedrisat yapılan Nişabur’da, medreseler açılmıştır. Bunlardan dördü meşhurdu. Gerçekten Nizamülmülk’ten önce Gazneli Mahmud (998-1030) Gazne’de ve kardeşi Nasr da Nişabur’da (1033) medrese açmışlardır.
Medrese adını taşıyan ilk eğitim ve öğretim müesseselerinin Merv ve Nişabur çevrelerinde açılma sebeplerini eski Uygur Türklerine ait Budist vıharalarının tesirlerine bağlayan tarihçiler de vardır.
Medreseler umumiyetle bir dersane ve etrafında yeteri kadar talebe hücrelerinden meydana gelmektedir. Medreseyi açanın anlayış ve mali gücüne göre imaret, kütüphane, hamam… gibi ilaveler de yapılırdı. Medrese ister bir hayır-sever, isterse bir devlet adamı tarafından yapılmış olsun, ders okumak ve ilim tahsil etmek için yapıldığından yaptıranın kafasında kendine göre bir program mevcuttu. Onu medresenin vakfiyesine yazdırmayı ihmal etmezdi.
İslam dünyasındaki ihtisas medreseleri, farklı hizmet sahaları bakımından üç grupta toplanır.
1. Daru’l-hadisler
2. Darü’t-tıplar
3. Daru’l-kurralar
Daru’l-kurralar Anadolu Selçukluları ve Karamanoğulları topluluğunda “daru’l-huffaz” adını almışlardır.
Büyük Selçuklu Devleti’nin kurucusu Tuğrul Bey, daha Nişabur’a ilk geldiği zaman Saraçlar Pazarı’nın yakınında bir medrese inşa edilmesini istemişti. Ayrıca vezir Amidülmülk Künduri de Merv’de bir medrese inşa ettirmişti.
Selçuklular zamanında büyük bir üne kavuşan ve pek çok ilim adamı yetiştiren ve aynı zamanda Mutezile’nin bozuk düşüncesini ilemle çürüten meşhur Nizamiye Medresesi’nin Bağdad’da inşası 1067’de tamamlanmıştır. Daru’l-ilim adlı müesseseler ise suni inancı kuvvetlendirmek için açılmışlardır ki bunların en meşhuru Bağdad Nizamiye Medresesi’dir.
Konya Selçuklu Devri Medreseleri
Örneklerini Büyük Selçuklu devleti’nde Melikşah’ın veziri Nizamü’l-Mülk’in Tus’da Bağdad’da yaptırdığı eyvanlı medreselerden alan, zamanının üniversiteleri mahiyetindeki medreselere Anadolu Selçukluları da çok önem vermişlerdir. Konya’da sık sık bu güzel yapılara rastlamak insana ayrı bir ferahlık ve gurur vermektedir. Bir ülkenin mührü üzerindeki tarihi yapılardır ve bilhassa eğer bunlar ilimle alakalı olursa.
Avluya açılan dört büyük eyvanlı Asya medreselir örneği, Selçuklular devrinde de muhafaza edilerek tatbik edilmiştir. Bu arada iklim şartları da göz önünde tutularak medrese yapımında iki tip ortaya çıkmıştır. Bunlar.
1. Açık avlu medreseler
2. Kapalı, kubbeli medreselerdir.
Anadolu Selçuklu medreseleri genellikle tek katlıdır. Ancak Sırçalı Medrese’de olduğu gibi iki katlı olanı da mevcuttur. Eyvan sayıları belli değildir. Eyvanlar sivri, beşik tonoz örtülü; ana eyvanın yanlarındaki odalar ise umumiyetle kubbelidir.
Vakfın gaye ve imkanlarına göre Selçuklu medreselerinde Kur’an, Hadis, Tefsir gibi dini ilimler yanında tıp, fıkıh ve astronomi gibi, müsbet ilimler de okutulmuş, her ilim için ayrı medreseler yapılmıştır.
Tıp öğretimi darüş-şifalarla birlikte bulunan medreselerde yapılırdı. Nitekim Konya Alaeddin Daru’ş-şifası’nın yanında da bir medrese mevcuttu.
Konya medreseleri, Anadolu Selçuklu Türkleri, Hanefi mezhebinden oldukları için, Sünni akidelerin ve bilhassa Hanefi fıkhının öğretim yerleri idi. Medreseler çok zengin vakıflarla donatıldıkları için, hem öğrenciler, hem de çalışanları katiyen maddi bir sıkıntı çekmiyorlardı.
Konya medreselerinde ortalama 20-40 öğrenci bulunuyordu.
Selçuklu medreselerinin bazıları Osmanlı devrine intikal etmeden yıkılıp yok olmuşlardır. Bazıları Osmanlılar zamanına ulaşmış, bu devirde hizmet yapmış fakat zamanımıza gelememiştir. Günümüze ulaşanlar ise geçirdikleri tamirlerle ancak ayakta kalabilmişlerdir. Şer’iyye Sicillerinde bu hususu gösteren pek çok tamirat kaydı mevcuttur. Bugün Konya’mızı süsleyen, bu tarihi yapılar tarihten günümüze sanki birer mesaj taşır gibidir.
Yapılış Tarihlerine Göre Konya Selçuklu Medreselerine Kısa Bir Bakış:
1. İplikçi (Altun-Aba) Medresesi
Konya’da inşa edilen ilk medresenin Altun Aba Medresesi olduğu söylenir. 1200 yıllarında II. Rükneddin Süleyman Şah (1196-1204)’ın sipehsalarlarından Şemseddin Altun Aba tarafından yaptırılan medrese, vakfiyesinde görüleceği üzere mütevelli olarak “İplikçi oğlu”nun tayin edilmesinden dolayı, İplikçi Medresesi olarak şöhret yapmıştır.
Hz.Mevlana’ya giden ana caddede ve İplikçi Camiinin güney bitişiğinde yer olan Altun-Aba Medresesi, ortasında büyük bir kubbesi bulunan kapalı medrese tipinde idi.
Sultanü’l-ulema Bahaeddin Veled Sonya’yı teşrif ettiği zaman (1228), Konya’da Sultan sarayına misafir olmayı reddedip Altun-Aba Medresesi’ne inmiştir. bu hususta Eflaki şu bilgiyi verir: “sultan’ın niyeti Sultanü’l-ulemayı kendi sarayında ağırlamak ve onu orada misafir etmekti. Mevlana Baha Veled kabul etmedi ve imamlara medrese, şeyhlere hankah, emirlere saray, tüccarlara han, başıboş gezenlere zaviyeler gariplere kervansaraylar münasipdir… buyurup Altun Aba Medresesi’ne indi. Yine Eflaki, Konya’da o zamana kadar Altun-Aba Medresesi’nden başka bir medrese olmadığına da bildirir.
Altun-Aba Medresesi zengin vakıflara sahipti.
Medresenin banisi Şemseddin Altın-Aba devleti ele geçirip sultanlığını ilan etmeye çalışan Emir-i Mimar Sa’deddin Köpek tarafından öldürülmüştür.
İplikçi Medresesi’ne 1907 yılına kadar müderris tayini yapıldığı Şer’iyye Sicil kayıtlarıyla sabittir. Fakat ne zamana kadar tedrisata devam ettiği bilinmiyor. tekkeleri kapatan kanunun yürürlüğe girmesinden sonra (3 Mart 1924) tamamen kapatılmıştır.
İplikçi Medresesi’nden bugün sadece küçük bir kümbet mevcuttur.
2. Lala Ruzbe Medresesi
Adı geçen medrese, zamanımıza ulaşamayan eserlerdendir. Konya’nın İç Kalesi (Ahmedek) içinde ve hankahının bitiştiğinde yer alan bu medrese 1.Alaeddin Keykubad’ın muhtedi Lalası Ruzbe tarafından yaptırılmıştı. Horozlu Hanı da bu şahsındır. Konya Osmanlılar’a geçtiği zaman harap olduğu için geliri Hz. Mevlana evkafına katılmıştır.
3. Gühertaş (Molla-i Atik) Medresesi
Medrese Konya’nın çifte Merdiven Mahallesinde Seyfeyye Kümbeti’nin batısında idi. Eflaki’nin verdiği bilgiye göre medreseyi “Dizdar” lakaplı Emir Bedreddin Gühertaş, Sultanü’l-ulemanın isteği üzerine, onun çocukları için yaptırmıştır. (1232). Burası daha sonraları Hz. Mevlana’nın hankahı olmuştur. Zamanımıza kadar gelmediği için mimari durumu hakkında bilgimiz yok denecek kadar azdır.
4. Tacü’l-Vezir Medresesi
Tacü’l-vezir Medresesi, Konya Fuarı’nın kuzeye açılan kapısının sağında, halen ayakta bulunan türbenin bitişiğinde idi. Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246)’in zamanının vezirlerinden Tacüddin Ahmed tarafından 1239’de yaptırılmıştır.
1969 yılında, bir yanında kışlık dershane diğer yanında türbe bulunan ana eyvanın duvarları halen ayakta idi.
Medrese kapı itibariyle tamamıyla bir Selçuklu medresesi tipini andırıyordu. Büyük portal’dan sonra avluya girilirdi. Avlunan iki yanında odalar yer alıyordu. Selda üstü kubbeli bir oda sağ tarafta da vakıf’ın türbesi bulunuyordu. Bugün Tacü’l-Vezir külliyesinden sadece türbe ayaktadır.
5. Şeref Mesud Medresesi
Bu medrese, Konya’nın Ak-Cami Mahalesi’nde idi. 1239 yılında Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Şerefşah oğlu Mesud tarafından yaptırıldığı Uluırmak Ali Hoca Mahallesinde Hoca Ali Mescid cephesine yerleştirilen kitabeden anlaşılmaktadır. Bu kitabede medresenin bir parçası olarak yaptırılan hankahın fakih ve sofilere tahsis edildiği bildiriliyor. Bugün yeri dahi kaybolmuş bulunan medresenin mimari durumuna açıklamak çok zordur.
6. Büyük Karatay Medresesesi
Medrese, Konya’nın Ferhuniye Mahallesi’nde Alaeddin Köşkü’nün karşısındadır. Hemen tak kapısının zerafetiyle dikkat çeken bir Selçuklu abidesidir. Emir Celaledin Karatay tarafından 1251 yılında yaptırılmıştır.
İ. Hakkı Konyalı, Konya’daki Selçuklu eserlerini iri taneli bir inci tesbihine benzetirsek, Karatayi Medresesi onun pırlanta imamesidir şeklindeki ifadesiyle, medreseye olan hayranlığını belirtir.
Bir sanat şaheseri olan kapının çerçevesini ve üstündeki sathı üç taraflı som mermerden kitabeli bir süs çevirir. kitabe on parça taş üzerine Selçuk sülüsü ile tek satır halinde yazılmıştır.
Konya Rehberi’nde ise medresenin tak kapısı hakkında şu ifadeler yer alır: “bu medresenin kapısı tenasübünün fevkaladeliği, gök ve beyaz mermerin nizam ve irtibatındaki maharet ve üzerlerinde husule getirilen kabartma ve tezyinat ciddin dikkat çeker ve hayret uyandırır.
Mimar Kemaleddin de bu tak kapı hakkında hayranlığını dile getirir.
Medresenin vakfiyesi 1253’te tanzim edilmiş olup, şarta göre, buraya devam eden talebe dört Sünni mezhepten birine mensup olabilecektir.
Zengin vakıfları olan medresenin banisi Celaleddin Karatay, kendisini ibadetten alıkoyar düşüncesiyle hiç evlenmemiş. Karatay ailesi kardeşi Kemaleddin. Rumtaş’tan türemiştir.
Medresede 1908 yılına kadar tedrisat yapıldığı, şer’iyye sicil kayıtlarıyla sabittir. Zaman zaman tamirat gören medrese bugün “Çini Eserler Müzesi” olarak görev yapmaktadır.
7. Küçük Karatay (Kemaliye) Medresesi
Akıncı Mahellesi’nde, Büyük Karatay Medresesinin doğusunda ve yol aşırı tam karşısındadır.
Celaleddin Karatay’ın kardeşi Kemaleddin Rumtaş tarafından yaptırılan bu eserden günümüze kalan tek hatıra tonozu çökmüş bir eyvanın hüzünlü görünümüdür. Bugün rektörlük tarafından kitap satış yeri olarak kullanılmaktadır.
8. Kadı Hurremşah Daru’l-Hadisi
Eser Şeyh Sadreddin-i Konevi Mahallesi’nde ve Sadreddin-i Konevi Türbesi yakınında idi. Bu darü’l-hadisi yaptıran Kadı Hürremşah, Konya kadılar kadısı Ebü’l-meali Ahmed’in babasıdır.
Daru’l-hadis yıkılmış bulunduğundan mimari özelliği bilinmiyor.
9. Seyfiyye Medresesi
Rektörlük’ün doğusunda, Çifte Merdiven Mahallesi’nde idi. Sultan II. İzzeddin Keykavuz zamanında Celaleddin Karatay’ın küçük kardeşi Seyfeddin Karasungur tarafından yaptırılmış olduğu tahmin ediliyor. bugün yerinde sadece bir kümbet kalmıştır. Hatta kümbetin yakınında bulunan bir bakkala, bu eser hakkında bilgi sorduğumda bana: “Abi herhalde Yunanlılar’dan kalmış bir esermiş” dediğine hayretle şahit olmuştum. Karasungur’a ait bulunan bu türbenin etrafında vaktiyle bir takım hücrelerin bulunduğu bazı izlerden anlaşılmaktadır.
10. Nizamiye Medresesi
Konya’nın Kürkçü Mahallesi’nde, İş Bankası’nın onbeş yirmi metre kadar doğusunda köşe başında idi. III. Murad zamanındaki tahrir defterlerine göre, bu ilim müessesesi. Emir Nizameddin Ebi’l-Hasan Ali İbn-i il-Almis bin İdris tarafından 1237’de yaptırılmıştır.
Nizamiye Medresesi günümüze kadar ulaşamadığı için mimari özelliği de bilinmiyor. ancak Evliya Çelebi Konya’ya geldiği zaman medreselerin en meşhurunun Nizamiye Medresesi olduğunu yazar.
Nizamiye Medresesi kubbeli, kargir, gösterişli ve şark aleminde çok meşhur bir ilim yeri idi. Son zamanlara kadar ayakta kalan büyük kubbesiyle, kuzey ve batı yönündeki tak kapısı 1931 yılında yıkılmıştır. Tak kapısının ve kitabesinin bazı kısımları ile bir kemeri Konya Müzesi’ndedir.
Eserin Keluk bin Abdullah tarafından yapıldığına dair medresenin batı tarafında bir kitabe vardı.
Konya Rehberi de bu medreseyi kıymetli eserler arasında göstermiştir.
11. Atabakiye (Atabey-Ağazade) Medresesi
Medrese çifte Merdiven Mahallesi’nde Kadı İzzeddin Camii’nin karşısında idi. Medreseyi Yaruk İnaloğlu Atabey Aslandoğmuş, takribi 1256 yılından sonra yaptırmıştır. Medreseye Koçbekir Ağazade’nin torunu Ebubekir Sami Efendi müderris olduktan sonra, medrese “Ağazade Medresesi” olarak da anılmıştır. Medresenin kitabesi bulunmadığından, mimarı bilinmiyor.
Medrese zamanımıza ulaşmamıştır. Ancak 1900 yılında harap olan medresenin son şeklinin kerpiç olduğu biliniyor. Ayrıca medresenin diğer medreselerde olduğu gibi yanında bir de mescidi bulunduğu şer’iyye sicil kayıtlarından anlaşılıyor.
Atabekiye Medresesi devrine uygun muhteşem bir törenle açılmış ve törende Konya’nın ve zamanın büyüklerinden Hz. Mevlana, Şeyh Sıracaddin-i Urmevi, Muineddin Süleyman Pervane ve diğerleri bulunmuştur.
Medresenin vakıfı Sevinçoğlu Fahreddin Arslandoğmuş II. İzzeddin Keykavuz zamanında emir-i ahur iken, birçok isyanları bastırmış ve üç kardeşin beraberce devleti idare etmelerine büyük yardımcı olmuştur. Moğollar’a düşmanlığı ile tanınmıştır. Ölüm tarihini İbn-i Bibi 1256: Aksariyi ise 1258 olarak belirtilir.
Bugün bu eserin yerinde Ata Petrol tesisleri bulunmaktadır.
12. Pamukçular (Penbe Furuşan) Medresesi
Bu medresenin mahiyeti iyi anlaşılamamıştır. Eflaki’ye göre Pamukçular Çarşısı’nda İplikçi Camii civarında dam örtülü bir medrese idi.
Eflaki, Hz. Mevlana ile Şems-i Tebrizi’nin buluşmalarını anlatırken, Mevlana’nın “Penbe Furuşan” Madresesi’nden çıkıp, rahvan katırla yoluna devam ederken Şems-i Tebrizi ile buluştuklarını ve Şems’in elinden tutarak kendi medresesine gördüğünü yazar.
Pamukçular Medrese’nin Altun-Aba medresesi’nin diğer bir adı olması ihtimali de vardır. Çünkü Hz. Mevlana Konya’da dört muteber medresenin müderrisi idi. Bunlar, Altun-Aba, Gühertaş, Akıncı ve Kadı İzzeddin medreseleri idi. Altun-Aba Medresesi fetva makamı idi. Babası Sultant’l-ülema ölünceye kadar bu medresede oturmuşlardı. İşte Altun-Aba Medresesi’nin bu yüzden Pamukçular Medresesi olma ihtimali yüksektir.
13. İnce Minareli Darü’l-Hadis Medresesi
Bu görkemli yapı, Alaeddin Tepesi’nin batısında, Beyhekim Mahellesi’ndedir. Selçuklu veziri ve “Ebu’l-hayrat” lakaplı Sahib-ata Fahreddin Ali tarafından, takribi 1264 yılında yaptırılmıştır. Mimar Keluk bin Abdullah’tır.
Daru’l-hadis’in Medresesi kapalı tiptedir. Yüksek ve ferah kubbesinin örtüğü sahanlıkta, Karatay Medresesi’nde olduğu gibi bir havuz vardı. Salonun sağ ve sol tarafından bulunan nişler talebe odalarına açılan kapılara aittir.
Medreseye ismini veren ince minaresi ise, sırlı tuğlalı minarelere en güzel bir örnektir. Minare çifte çifte şerefeli olup kapıları batıya açılırdı. İki şerefe de istalaktitli birer sepetleme üzerine dayanmakta ve kenarlarında taş korkuluklar bulunmakta idi.
Minarenin aşağıdaki şerefesi hemen hemen kubbe ile aynı seviyede bulunuyordu. Öteki şerefe ise iki kat daha yüksekti. 27 Kasım 1901 Çarşamba günü minareye isabet eden iki yıldırım ile hem minarenin birinci şerefesi yıkılmış, hem de mescidin kubbesi yara almıştır.
Medrese’nin vakıfı olan Sahib-Ata aslen Konya olup mahlası Fahreddin’dir. II. İzzeddin Keykubus’a vezirlik yaptıktan sonra III. Gıyaseddin Keyhüsrev’in de veziri olmuştur. Meşhur Cimri olayında iki oğlunu birden kaybetmiş. 1281 yılında Akşehir’in Nadir Köyünde vefat etmiştir. Cesedi mumyalanarak Konya’daki türbesine defnedilmiştir. Çok zengin ve hayırseverdi. Ilgın, Akşehir, Ishaklı, Kayseri ve Sivas’ta da birçok eseri bulunmaktadır.
14. Sırçalı (Muslihiye) Medresesi
Sırçalı Medrese, Konya’nın Gazi Alemşah Mahallesinde, Araponğlu Makası’ndan Sahip-Ata Camiine giden yolun sağındadır.
Muslihiye Medresesi’nin kapısı çinileriyle meşhur olduğundan daha çok “Sırçalı Medrese” olarak anılmıştır.
Sırçalı Medrese, üzerinde kubbesi bulunmayan açık avlulu bir medresedir. Taç kapı, türbe, avlu ve revak olmak üzere dört kısımdan ibarettir. İki katlı eyvanlı medreselerinden abidevi bir yapı olan Sırçalı Medrese, tamamiyle simetrik ve dengeli alanı ile klasik Selçuklu medreselerinin ilk örnekleri arasında yer alır.
Sırçalı Medrese doğu-batı istikametinde ve dikdörtgen şeklinde bir kaide üzerine oturtulmuştur. Dikdörtgenin uzun kenarını teşkil eden yanlarında altlı üstlü medrese odaları vardır.
Taç kapısında bulunan kemerin üstündeki mermer kitabesinden anlaşıldığına göre II. Gayeseddin Keyhüsrev zamanında Medreddin Muslih, laneti mezhebinden fakihler ve talebeler için bu medreseyi yaptırmıştır.
Sırçalı Medrese, mimarlık, mimari tezyinat, yazı ve çini sanatları itibariyle devrinin kemalini ifade eden bir eserdir. Türk sanat zevkinin, sanata istidadının, dini cevd ve ilhamının en canlı bir şahididir. Eyvan kemerine ait nişin solunda ve üstte çini bir madalyonun içindeki kitabeden, eserin mimarının tuslu Osmanoğlu Mehmet oğlu Mehmet olduğu anlaşılıyor.
1895’de Anadolu’ya gelen Friedrich Sarre ve Charles Texier eserlerinde Sırçalı Medrese’den bahsetmişler ve birer planını da kitaplarına koymuşlardır.
Medrese bir çok tamirat geçirerek günümüze ulaşmayı başarmıştır.
Eserin banisi Bedreddin Muslih I. Alaeddin Keykubat’ın oğlu II. Gayaseddin Keyhüsrev’in emirlerinden olup, “Lala”, “Hadim”, ve “Hoca” ünvanlarını taşıyordu. Üç kardeşten biri olan II Alaeddin Keykubad’ın öldürülmesinde eli oldğu bildirilir. Bedreddin Muslih’in ne zaman öldüğü kesin olarak belli değilse de 1258’den sonra vefat ettiği ve medresesindeki türbesine defnedildiği zannediliyor.
Konya’daki Selçuklu medreseleri hakkında verilen bu kısa bilgilerden sonra şimdi de Osmanlılar zamanında mevcut olan bu medreselerde görev yapan müderrisleri tarih sırası içinde Tablo 1’de gösterilmiştir.
Sonuç
Konya İli’ne mahsus 151 şer’iyye sicil defterini taramak suretiyle tespit edebildiğimiz müderrisler yukarıda belirtilmiştir. Ancak gözden kaçanlar olabileceği gibi, defterlere ismi geçmeyenlerin de olması muhtemeldir. Zaten dikkat edilirse seneler arasında uzun boşluklar olduğu gibi, aynı sene içinde adı geçen medreselerin müderrislerini topluca göstermek de mümkün olmamıştır.
bununla beraber elde edilen bu bilgiler bize, Selçuklulardan Osmanlılara intikal eden medreselerin devlet gözetiminde ve vakıflarının aynen kullanılmasıyla hizmetlerini Cumhuriyet yıllarına kadar düzen içinde sürdürmüş olduklarını gösteriyor. Vakıflarda hizmet yapanlara nazaran en yüksek ücreti de daima müderrisler almışlardır. Bu durum ilme ve ilim adamlarına verilen değerin güzel bir göstergesidir.

...Geri dön
(C)opyright 2017 Selçuklular.com - info@selcuklular.com