Selçuklular Bibliyografyası Arama
Bibliyografya ve Özet Ekleme
SELÇUKLULAR KRONOLOJİSİ
KİTAP TANITIMI
MERAK EDİLENLER
Atabeylikler
Türkiye Selçukluları
Horasan Selçukluları
Irak Selçukluları
Kirman Selçukluları
Suriye Selçukluları
Anadolu Beylikleri
Selçuklu Kültür ve Medeniyeti
Seyahatnameler
Haritalar
Selçuklu Yapıları
Minyatürler
Keramikler Eşyalar
Selcuklu Camileri
Kervansaraylar
Medreseler
Linkler
İslâm dünyasında hastahane geleneği, diğer bir deyişle, hastaları hususî mekânlarda tedâvi etme tarzı, tâ Hz. Peygamber (s.a.v.) dönemine kadar uzanmaktadır. Nitekim Hendek Gazvesi esnasında yaralanan Sa’d b. Muâz ve diğer yaralılar için kurulan seyyar savaş hastahanesi bunun en eski örneği olarak kabul edilir.1 İslâm dünyasında hastahanelerin tarihi oldukça eskidir. Bilinen ilk hastahane Emevî halifesi Velid b. Abdülmelik tarafından hicrî 88 (miladî 707) yılında kurulmuştur. Burada oldukça modern anlamda hasta tedavilerinin yapıldığı, cüzzamlı hastaların tecrid edilerek hastalığın yayılmasının önlendiği ve hekimlere düzenli maaş verildiği bilinmektedir. Emevîler döneminde kurulmaya başlanan bu müesseselerin ilk parlak devri, Abbâsi halifeleri zamanına rastlar. Bir yandan İran'daki ünlü Cündişapur Hastahanesi Bağdat’ta tekrar canlandırılarak hayata geçirilirken, diğer taraftan da Mısır’da ve çok geniş bir coğrafyada hüküm süren Abbâsî devletinin başka şehirlerinde de bir çok hastahaneler açılmıştır. Böylece X. yüzyılda İslâm dünyasında hastahanecilik ve tıb oldukça parlak bir devir yaşamıştır.
Ne var ki, Selçuklular döneminden önce yaşanan bu parlak devirden bugüne neredeyse hiçbir iz kalmamıştır. Bu muhteşem hastahanelerin harabelerine bile artık rastlamak zor olduğu gibi, onlar hakkında yazılmış kitap da çok azdır.
İslâm dünyasını iç ve dış tehlikeler karşısında çökmekten kurtaran ve Anadolu’nun fethini ve Türkleşmesini sağlayan Selçukluların tarihî varlığı, Türk-İslâm tarihi ile birlikte Avrupa tarihi için de bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Avrupa’da Rönesans devrinin doğmasında Türklerin rolü dikkatlice ele alındığında, özellikle Selçukluların Avrupa kültürünü, Avrupa tıbbını, hastahanelerini ve üniversite kuruluşlarını ne kadar çok etkilediği daha bariz bir şekilde görülebilir.
Selçukluların ilk hastahanesi ve tıp medresesi Alparslan’ın (1063-1072) veziri Nizamü'l-Mülk tarafından Nişâbur’da kurulmuştur. Ne yazık ki, bu hastahane ile Selçukluların 1055’ten itibaren Bağdat, Şiraz, Berdeşir, Kâşan, Ebher, Zencan, Gence, Harran ve Mardin’de kurdukları diğer hastahaneler de bugüne ulaşamamışlardır.
Bugüne ulaşabilenler; Şam’daki Nûreddin Hastahanesi (1154), Kayseri’deki Gevher Nesibe Dâruşşifâsı ve Gıyaseddin Keyhüsrev Tıp Medresesi (1206), Sivas’taki Keykâvus Dâruşşifâsı (1217), Divriği’deki Behram Şah’ın kızı Turan Melik’in Hastahanesi (1228), Tokat’taki Gök Medrese denilen Pervâne Bey Dârüşşifâsı (1275), Çankırı’daki Atabey Ferruh (1235) ve Kastamonu’daki Ali b. Pervâne hastahaneleridir (1272). Ayrıca, Selçuklulardan önce Anadolu’da inşa edilen ve Selçuklular tarafından da aynı maksatla kullanılan Amasya Dârüşşifâ’sı gibi yapılar da bulunmaktadır.2 Beylikler devrinde de Anadolu’da bazı hastahaneler inşa edilmiştir.3 Bu Selçuklu hastahaneleri, günümüze ulaşan en eski İslâm hastahaneleri olmanın yanında, Avrupa’da İslâm kültürünün en etkili dönemini teşkil eden Haçlı seferleri sırasında faal bulundukları için de dünya hastahane tarihi ve hastahanelerin gelişimini araştıranlar açısından da büyük öneme haizdirler.
Selçuklular genel hastahanelerin dışında, cüzzamlıların tecrit edilerek bakıldığı miskinler tekkesi veya cüzzamhâneler ile akıl hastalarının tedavileri için hususî merkezler de kurmuşlardır.
Anadolu’da Selçuklular ve Beylikler devrinden kalan bu müesseseler, Osmanlılar zamanında da vakfiye şartları ve mevcut mütevellileri ile faaliyetlerini yakın zamanlara kadar aynen sürdürmüşlerdir. Meselâ Kayseri, Sivas ve Amasya’da bulunan büyük hastahane ve tıp merkezleri faaliyetlerini uzun süre devam ettiren yerlerin başında gelir.
Selçuklular, savaşlarda yaralıların tedavisi işine çok önem verdiklerinden, büyük seyyar hastahaneler vücuda getirmişlerdir. Meselâ, Selçuklu sultanı Melikşah’ın ordusunda tabiplerle, hastaların ve âletlerin 100 deve ile taşındığı bir seyyar hastahane bulunmaktaydı. Özellikle Anadolu’da bulunan kervansaraylarda, hastalanan yolcular için birer tedavi merkezi bulundurmuşlardır. Yine bu dönemde Selçuklu saraylarında hastahaneler kurulmuş olup, bu hastahaneler gelenek olarak daha sonra Osmanlılara ve Moğollar döneminde de Çin’e kadar tesir etmiştir. Selçuklular halk sağlığı ve tıp eğitimi için genel hastahane niteliğinde “bîmâristanlar” kurmuşlar ve tıbbın devamı ve gelişmesi için gerekli bütün imkânları tabiplerin kullanımına sunmuşlardır. Meselâ, teori ve pratiğe dayalı tıp eğitiminin verildiği bir hastahane olan ve Kayseri’de 1204’te, Anadolu Selçuklu hükümdarı Gıyaseddin Keyhusrev ile kız kardeşi Gevher Nesibe Hatun’un yan yana yaptırdıkları kendi adlarıyla anılan tıp medresesi, bugüne kadar eski halini muhafaza eden bir müessese olarak, Osmanlılar zamanında da aynı fonksiyonlarını devam ettirmiştir. Bu tıp medresesinde kullanılmak üzere vakfedilen malların 1584 yılındaki gelir toplamının 43.643 akçe tuttuğu görülmektedir. Burada tıp eğitimi veren hocalara günlük 20 akçe maaş, hekim adaylarına ise 8 akçe harçlık verildiği bildirilmektedir. Selçukluların son dönemde Amasya’da kurulan ve faaliyetini sonraki asırlarda da sürdüren hastahane (1309) tıp eğitiminin İlhanlılardan sonra Osmanlılar’da da devam ettiğini gösteren güzel bir örnektir.4 Selçuklu hastahanelerinde tedavinin yanında tıp eğitiminin de verildiği ve bu derslerde İbn Sinâ, Râzi, Galen ve Hipokrat’ın eserlerinden başka İsmâil b. Hasan el-Cürcânî’nin (ö.1137) Zahîre-i Hârizmşâhî5 adlı Farsça ansiklopedik eserinin de ders kitabı olarak okutulduğu tespit edilmiştir. Selçuklu tıbbı ve hastahane mimarisinin yanında, hastahanelerindeki tıp eğitim sisteminin de Avrupa’daki tıp eğitimini etkilediği, Orta Çağ’da Salerno, Montpellier ve Paris gibi Avrupa’nın önemli şehirlerindeki tıp fakültelerinde okutulan kitapların listelerine bakıldığında açıkça görülmektedir.
Selçuklu döneminde ve sonrasında Asya ve Avrupa’da kurulan hastahanelerin sadece çeşitli mimarî özellikleri ve hasta yatağı başında klinik dersler verilmesi sahalarında değil, akıl hastalarının ilaç ve müzikle tedavi edilmelerinin esasları bakımından da Avrupaya öncülük etmiştir.
Anadolu’daki, Selçuklu ve Beylikler devrine ait tıp müesseseleri, imâret binaları ve ibadet merkezleri Osmanlılar devrinde aynen muhafaza edilmiş ve kullanılabilecek olanlar faaliyetlerini aynen sürdürmüştür. Bu sebeple Anadolu'da, hastahane olarak çok az sayıda Osmanlı yapısı bulunmaktadır. Mâmûr bir Anadolu teslim alan Osmanlılar, bütün mesâilerini Trakya, Balkanlar ve Avrupa toprakları üzerinde yoğunlaştırmışlardır.o
DİPNOTLAR
1-İbn Hişam, II, 239,
2- Osman Şevki, Beş Buçuk Asırlık Türk Tababeti Tarihi (Nşr. İ. Uzel), Ankara 1991, s. 91-93.
3- Osman Turan, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar, Ankara 1988, s, 52.
4- Meşhur Hekim ve Türk âlimi Sabuncuoğlu Şerafeddin (1385-1468), 1465 yılında bu hastahanede. Ebu’l-Kâsım ez-Zehrâvî’nin (ö.1013) Kitâbü’t-Tasrîf’ine ve kendi tecrübelerine dayanarak hasta ve hekim resimleriyle ameliyatların gösterildiği Cerrâhiyye-i İlhâniyye adlı eserini yazmıştır. Adnan Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim, İstanbul 1982, s. 51.
5- Yeni Cami Kütüphanesi, nr.915.
...Geri dön
(C)opyright 2017 Selçuklular.com - info@selcuklular.com